Elazığ – Kent Rehberi

elazig turkey harput
TARİH

Yeni bir yerleşim merkezi olan Elazığ’ın tarihi, tarihçiler tarafından, devamı olduğu Harput şehir tarihi ile birlikte inceleniyor. Gerçekten; bugünkü şehir merkezinden sadece 5 km uzaklıkta bulunan Harput, yazılı
kaynaklara göre M.Ö. 2000 yılına dayanan 4000 yıllık tarihiyle, Elazığ’ın ilk yerleşim bölgesi.

Tarihi kaynaklarda, Harput’a ilk yerleşenlerin “Hurriler” olduğu belirtiliyor. Asya çıkışlı oldukları tezi
çoğunlukla kabul gören Hurrilerin yine bölgede yerleşmiş olan Hititler ve Asurlar’la ilişki içinde olduğu biliniyor. Hititler’in başkenti Boğazköy’de bulunan yazılı kaynaklarda Harput’tan “İşuva” olarak
söz edilmesi bu bilgiyi doğrular nitelikte. M.Ö. 9. yüzyılda, Doğu Anadolu’da devlet kuran Urartular’ın Elazığ tarihindeki yeri ise Harput Kalesi’nin taşıdığı Urartu Dönemi izlerinden gözlemlenebiliyor.

Malazgirt’ten sonra

Harput’un Asya / Anadolu / Trakya / Mısır bağlantılı ticaret yollarının tam üzerinde yer alması, her dönemde önemli bir yerleşim merkezi olmasına ve çeşitli uygarlıkların fetihlerine uğramasına neden oluyor. 1085’de Çubuk Bey tarafından fethedilen yörede, önce Artukoğulları’nın daha sonra 1234’de Anadolu Selçukları’nın, 1243’de İlhanlılar’ın, 1363’de Dulkadiroğulları’nın, 1465’de Akkoyunlular’ın hüküm sürdüklerini görüyoruz.

Ve Osmanlı…

Harput, son olarak 1516’da Çaldıran Zaferi sonrası Yavuz Selim tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılıyor ve 19. yüzyılın sonlarına kadar kültür, bayındırlık gibi konularda yurdun en
gözde şehirlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor. 19. yüzyıl sonlarına doğru, değişen toplum yapısı ve buna bağlı olarak değişen şehircilik anlayışının getirdiği şartlarla Harput, 1834 yılından itibaren ovada yer alan ve o zamanki adı ile Agavat Mezrası olan
bugünkü Elazığ’a taşınmaya başlıyor.

Atatürk ve Elazığ

Dönemin valisi İzzet Paşa’nın teklifiyle “Mamurat-ül Aziz” ismini alan, ancak söylenmesi daha kolay olduğu için ‘Elaziz’ olarak anılan şehir, 1937 yılında Atatürk tarafından ziyaret ediliyor. Atatürk 1937’deki
ziyaretiyle Elazığ’a ikinci defa gelmiş oluyor. İlk gelişi 2. Ordu Komutanı rütbesiyle 1916da… Atatürk’ün 2. Ordu Karargâhı’nda, silah arkadaşları ile ‘Kurtuluş Savaşını başlatma kararı aldığı, bir bakıma ‘Kurtuluş
Savaşı’nın fikren Elazığ’da doğmuş olduğu kabul ediliyor.

1937’de Atatürk, şehre “azığı bol il” anlamında ‘Elazık’ ismini uygun görüyor, isim daha sonraları, TBMM kararı ile “Elazığ” olarak onaylanıyor. Bu nedenle Elazığ, bir yandan Kurtuluş Savaşı fikrinin ilk filizlendiği, diğer yandan “ismi doğrudan Atatürk tarafından konmuş” bir şehir olma şerefini taşıyor.

Çağdaş Elazığ

Elazığ’ın Cumhuriyet döneminde de yurt kalkınması paralelinde büyük gelişme gösterdiği, tarımda, ticarette büyük atılımlar başlattığını görüyoruz. Özellikle eğitim alanında büyük gelişme gösteren ve bir “Üniversite Şehri” niteliğindeki kent bugün, eğitim kurumları, turistik tesisleri, mükemmel şehircilik anlayışı, kültürü, tarihi yanında, çalışkan, konuksever halkı ile de çağdaş bir kent olarak “Doğu’nun İncisi” sıfatını hak ediyor.

Yukarı Fırat’ın İncisi

İl plaka kodu 23 olan Elazığ, Doğu Anadolu Bölgesi’nin, Yukarı Fırat bölümünde, Deniz seviyesinden 1067 m yükseklikteki Elazığ Ovası’nda yer alıyor. Elazığ’ın, doğu-batı doğrultusunda 150 km kuzey-güney doğrultusunda 65 km uzunlukta enine bir dikdörtgen konumundaki 9,281 km2 lik alanının yaklaşık % 9’unu oluşturan 826 km2 si baraj gölleri ve doğal göllerle kaplı durumda. Doğu Anadolu’nun batıya bağlandığı yolların kavşak noktasındaki kentin komşuları; doğuda Bingöl, kuzeyde; Keban Baraj Gölü aracılığı ile Tunceli, kuzeybatıda; Erzincan, batı ve güneybatıda, Karakaya Baraj Gölü aracılığı ile Malatya ve güneyde Diyarbakır illeri.

Ulaşım

Türkiye’nin dört bir yanına ana karayollarıyla bağlı olan Elazığ İli, Doğu Anadolu Bölgesi’nin geçiş merkezi konumunda. Geniş karayolları dışında demiryolu ulaşımına da sahip. Kente ayrıca, muntazam tarifeli seferlerle hava yolu ile de ulaşılıyor. Diğer yandan; Elazığ’ın bazı ilçeleri ve komşu illere bağlı ilçeleriyle ulaşım, Keban Baraj Gölü üzerinden feribotla yapılıyor.

Nehirler

Elazığ ilinin nerdeyse tamamı, Doğu Anadolu’nun en önemli akarsuyu olan Fırat Havzası içinde yer alıyor. 1,263 km si yurdumuzda olmak üzere toplam 2,800 km uzunluktaki Fırat’ın en önemli iki kolu olan Karasu ve Murat nehirleri Keban ilçesinin kuzeyinde birleşerek Keban Baraj Gölü’ne dökülürler.

Bölgenin bir diğer önemli akarsuyu olan Dicle, Haringet Çayı olarak Hazarbaba Dağı’ndan çıkıyor ve Hazar Gölü sularının dipten sızması ile besle­nerek büyüyor. 523 km’si yurdumuzda olmak üzere toplam 1,900 km uzunluktaki akarsu, Diyarbakır’a girince Dicle adını alarak Fırat gibi -ve onunla birleşip- Basra körfezine dökülüyor.

Göller

Elazığ il merkezine 25 km uzaklıktaki Gölcük ismiyle de bilinen Hazar Gölü, denizden 1,250 m yükseklikte tektonik bir göl. 86 km3 alana yayılmış olan gölün boyu 22, eni ise 6 km kadar. Derinliği 200 – 250 m’yi bulan göl, balık avcılığı yanında özellikle turistik yapısı ile önem kazanıyor. Tertemiz, berrak suyu, kıyılarında yer alan 10 plajı, ulaşım ve konaklama imkânları ile Hazar Gölü, tam bir tatil beldesi olarak işlev görüyor. Bölgenin en önemli göllerinden olan Keban Baraj Gölü, Türkiye’nin en büyük yapay gölü. 675 km2 lik yüzölçümü ile doğal göller arasında da 3. sırada olan gölün yer yer değişen genişliği yanında uzunluğu 125 km’yi buluyor. Denizden 845 m yükseklikteki, derinliği ise 160 m olan gölün barajı temelden itibaren 210 m. Enerji açısından yurdumuzun en büyük yatırımlarından olan Keban Gölü, sadece yurdun elektrik enerjisi ihtiyacının çok büyük bir bölümünü karşılamanın ötesinde, su avcılığı, kerevit ve balık üretimi ile de yurt ekonomisine katkı yapıyor. Yöredeki bir diğer baraj gölü Cip Baraj Gölü. Cip Çayı ile Murat Nehri’nin birleştiği yerdeki barajla oluşan göl, 800 hektarlık bir tarım alanının sulanmasını sağlıyor. Göl çevresi ise mesire yeri olarak, turistik amaçla kullanılıyor. Çevrenin sulama amaçlı göllerinden bir diğeri de; Karakoçan İlçesi sınırları içindeki Kalecik Çayı üzerine kurulmuş olan Kalecik Baraj Gölü.

Ovalar

Kendi adıyla anılan Elazığ Ovası’nda kurulmuş bulunan ilde ovalar küçük fakat verimli. 35 km2 Uluova, Kuzova, Behremaz Ovası, Yarımca olarak da bilinen Palu Ovası başlıca ovalar. Bu ovaların dışında, genellikle bağcılık, sebzecilik/meyvacılık yapılan Mürüdü Ovası ile Harput’un kuzeyindeki Çakıl Deresi civarındaki Zahini Ovası’nı da saymak mümkün.

Dağlar

Elazığ’ın kuzeyi dışında kalan çevresi Güneydoğu Toroslar’la çevrili. Kuzeybatıdan ise Munzur Dağları’nın güney uzantıları il topraklarına giriyor. Doğu Toroslar, Malatya ve Elazığ il sınırları içinde başlıyor. Yörenin başlıca dağları; 2290 m yükseklikteki Hazar Baba Dağı, 2171 m’lik Mastar Dağı, 1864 m yüksekliğinde Haşan Dağı, Çilemek Dağı, Karaoğlan Dağı, Bahtiyar Dağı, Bulutlu Dağı, Hazar Dağı. 2620 m’ lik Akdağ ve Karaboğa Dağları’nın 2477 m yükseklikteki Karaömer Tepesi, ilin en yüksek dağları.

İklim

Elazığ’ın iklimi karasal iklim özellikleri göstermekle birlikte, baraj göllerinin etkisiyle son yıllarda ortaya çıkan iklim yumuşaması dikkat çekiyor. Yazın; sıcak ve kurak, kışın; yağışlı ve soğuk karakterdeki bu iklim yapısının son yıllarda daha ılıman bir karaktere dönüştüğü gözleniyor.

TARIM

Özellikle son yıllarda, sanayi ve hizmet sektörlerindeki büyük gelişmelere rağmen Elazığ’da tarım, sosyal ve ekonomik yaşamda önemli bir yer tutuyor. Elazığ’ın dünyaca ünlü tarım ürünü iklim ve toprak özellikleri nedeni ile sadece Elazığ’a özgü şaraplık üzümleri. Sofralık ve kurutmalık olarak da çok çeşitli cinste üzüm yetiştirilen kentin şaraplık üzümleri; “Öküzgözü” ve “Boğazkere” dünyanın en güzel şaraplık üzümleri sayılıyor. Doğu Anadolu bölgesinin en fazla çeşitte ve kalitede üzüm yetiştiren şehri olan Elazığ’ın üzümleri; Hatun Parmağı, Hırsız Kesmez, Argını, Şilfoni, Cevizeni, Besni, Fengi, Kokulu, Keçi Memesi ,Yağbı, Kırmızı,Tilki Kuyruğu,Tehemebi, Hasani, Ağbıkeri, Karabikri, Zehni, Köhnü, Sergen, Keşbir, Çüngüş, Hacı Kıran, Kıt Kıtı, Siyah Besni, Çekirdeksiz, Yakubi, Şam, Yenür, Top Özüm, Ağın gibi isimlerle anılıyor.

HAYVANCILIK

Elazığ’da daha çok büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılmakla birlikte, küçükbaş ve kümes hayvanı yetiştiriciliği ite bitki örtüsü açısından uygun yörelerde yapılmakta olan arıcılık, önem taşıyor.

BALIKÇILIK

Elazığ’da, Keban Gölü ile daha da zenginleşmiş bulunan su potansiyeli, balıkçılığı, il ekonomisinde önemli bir konuma getirmiş durumda. Yörede faaliyetlerini sürdüren, çok ortaklı, çok sayıda “Su Ürünleri Üretim Kooperatifi” bulunuyor. Çevrede göllerde çokça yakalanmakta olan Kara Sazan, Turna, Karabalık gibi balıklardan başka, akarsularda; Alabalık ve “Şabut” adıyla bilinen balık çeşitleri görülüyor.

SANAYİ

Kalkınmada 1. Derecede Öncelikli İller arasında yer almakta olan Elazığ’da ekonomi, tarımdan sonra endüstriye dayanıyor. 1920’de kurulan Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası ve 1936’da kurulan Ticaret Borsası; Elazığ Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (ESOB), Esnaf Sanatkarlar Kefalet Kooperatifi başta olmak üzere; Elazığ Sanayici ve İşadamları Derneği (ELSİAD), Elazığ Genç İşadamları Derneği (ELGİAD) ve Elazığ Müstakil İşadamları Derneği (MÜSİAD) gibi kuruluşlar Elazığ’ın sanayii ve ticaretini yönlendiriyor. Bu çerçevede Elazığ’da kurulmuş bulunan “Küçük Sanayi Siteleri” ve “Organize Sanayi Siteleri”, Elazığ’da gelişmekte olan sanayinin faaliyet mekanları. Hem bir turistik kent, hem bir kültür şehri olan Elazığ’da sanayi kuruluşları da önemli yer tutuyor. Şu anda faal olan şeker, çimento, şarap, un, tekstil, gazlı içecek, mermer, ayakkabı fabrikaları ile küçüklü büyüklü pek çok sanayi kuruluşu Elazığ Sanayii’nin temelini oluşturuyorlar.

MADENCİLİK

İlin en önemli maden işletmesi, 1935 yılında bulunarak işletmeye açılan krom yatakları. Elazığ ilinin Guleman bölgesinde yer alan yataklarda 1936 yılından beri krom cevheri üretiliyor. Konsantre cevher, Ferrokrom üretim tesislerinde işleniyor ve ferrokrom elde ediliyor. Üretime 1939 yılında başlamış olan Elazığ’ın Maden İlçesi’ndeki bakır yatağı ise dünyanın bilinen en eski bakır yataklarından birisi. Altın, mangan, çinko, kurşun, demir, feldspat rezervlerinin olduğu belirlenmiş olan bölgenin önemli yeraltı zenginliklerinden birisi de mermer yatakları. “Elazığ Vişnesi” adıyla anılan, çok nadir ve değerli mermer çeşidi, dünyada sadece Elazığ’da, Alacakaya’dan çıkartılıyor. “Elazığ Vişnesi” tüm dünyaya ihraç ediliyor.

MÜZELER – ÖREN YERLERİ – TARİHİ YAPILAR

Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

Elazığ, çağlar boyunca çeşitli uygarlıkların yerleşim yeri oluşu nedeniyle çok zengin bir tarihi geçmişe sahip. Eski uygarlıkların mimari kalıntı ve izlerine, Keban ve Karakaya Barajları’nın yapımı sırasındaki araştırma ve kazılarda ortaya çıkan tarihi dokümanların da eklenmesi Elazığ’ın, tüm tarih meraklılarının, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olmasına neden oluyor. Şehrin ilk müzesinin, 1965 yılında, Harput’taki Alacalı Mescit’de ve “Harput Müzesi” ismiyle kurulduğu biliniyor. Sonraki yıllarda yapı, toplanan eserler için yeterli olmayınca İstasyon Caddesi’nde belediyenin bir binasına taşınıyor. Bugünkü Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi ise 1982 yılından bu yana, Fırat Üniversitesi kampüsü içinde yeralan 12,700m2‘lik bir alandaki binasında ve Arkeolojik Eserler, Dokuma Halı ve Kilim, Etnografik Eserler bölümleri olarak hizmet veriyor. Kentte ayrıca; yöreye has mimarisiyle, ağırlıklı olarak folklorik objelerin ve yöresel yaşam biçiminin sergilendiği, özel girişime ait “Şefik Gül Harput evi” isimli mekan ilgi çekiyor.

Harput Kalesi (Süt Kalesi)

harput
Harput’un güneydoğusunda ovaya egemen kayalar üzerindeki kalenin ilk kez Urartular döneminde yapıldığı sanılıyor. Kale, kayalara oyulmuş odalar, basamaklar ve gizli yollardan oluşmakta. 1115’de Artukoğlu Belek’in kaleyi almasından sonra, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular ve Osmanlılar döneminde çeşitli onarımlar görmüş olan dörtgen planlı kalenin girişi, doğuda Harput yönünde ve yapı, dış kale ve iç kale olmak üzere iki bölümlü. Kale hakkında anlatılan pek çok efsane var. Bunların içinde; kalenin yapımında harcın hazırlanması sırasında su yerine süt kullanıldığı, bu nedenle Harput Kalesi’nin bir adının da Süt Kalesi olduğu rivayeti en yaygın olanı.

Balak Gazi Heykeli

Harput’da yer alan heykel, yeni zamanlarda yapılmış olmasına rağmen Harput tarihinin en önemli kahramanlarından Balak Gazi’yi temsil ediyor olması nedeniyle ilgi görüyor. Balak Gazi’nin Oğuzların Kayı boyundan Artuk hanedanına mensup olduğu ve 1112 yılında Harput Hükümdarı olduğu biliniyor. Tarihi belgeler, Haçlılarla savaşlarda gösterdiği kahramanlıklarla ünlü olan hükümdarın Harput’tan Mardin ve Halep’e kadar uzanan geniş bir alana hükmettiğini ve Menbic Kalesi kuşatmasında şehit olduğunu yazıyor. Çağında Urfa Kontu olan Josselini, ardından ona yardıma gelen Kudüs Kralı Baudouin’i esir ederek Harput Kalesi’ne hapseden Balak Gazi’ye, “Gazi” unvanı Büyük Selçuk Sultanı tarafından verilmiş. Elazığlı heykeltıraş Nurettin Orhan tarafından yapılmış olan heykel, her zaman çok sayıda ziyaretçi tarafından ziyaret ediliyor. Ziyaretçiler ayrıca; heykelin çevresinde yer alan tesislerden; restoran ve çay bahçelerinden mükemmel bir Elazığ panoraması seyretme imkanı buluyorlar.

Ulu Cami

Harput’ta, Keşoğlu Meydanı’ndan Kazı Bahçesi’ne giden yoldaki cami, 12. yüzyıl ortalarında, Artuklu hükümdarı Fahreddin Karaaslan döneminde yapılmış. Ancak plan ve mimarisiyle bu dönem camilerinden ayrılıyor. Iran-Selçuklu cami planı ve formunun Anadolu özellikleriyle kaynaştırıldığı Ulu Cami, Harput ve çevresinin en eski yapıtlarından. Dikdörtgen planlı, dışa kapalı görünümlü, ve kalın duvarlı caminin doğuda ve batıda kapıları var. Değişik dönemlerde yapıldığı sanılan minarenin alt bölümü tuğladan ve çubuk yivli. Eğri durumda oluşu nedeniyle ilgi çekici olan minarede tuğlanın hem yapı hem de süsleme öğesi olarak kullanıldığı görülüyor, iç duvarları kemerlerle birbirine bağlanmış cami halen ibadete açık. Ulu Cami’nin abanoz ağacından minberi günümüzde Kurşunlu Camii’de bulunuyor.

Kurşunlu Cami

Elazığ, Harput’ta bulunan Kurşunlu Cami, Osmanlı döneminde Çarsancak Beylerinden Osman Ağa tarafından 1738-1739 yıllarında yaptırılmış. Kitabesi okunamamış olan Kurşunlu Cami kare planlı. Üzeri tromplu bir kubbe ile örtülü. Caminin önünde üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunuyor ve bu bölümün sütunları hafif sivri kemerlerle birbirine bağlanarak üç kubbe ile üst örtü tamamlanmış. Osmanlı ağaç işçiliğinin güzel örneklerinden olan abanoz ağacından ahşap minberi Ulu Cami’den getirilmiş, Artuklu dönemi eseri. Kurşunlu Cami’nin minaresi kesme taştan ve oldukça kalın gövdeli, aynı zamanda da camiye oranla daha yüksek ve tek şerefeli.

Meryem Ana Kilisesi

Anadolu’nun en eski mabetlerinden biri kilise, olan Kızıl Kilise veya Yakubi Kilisesi isimleriyle de biliniyor. M.S.179 yıllarında inşa edildiği sanılan binanın, ilk olarak kaledeki putperestler tarafından putların saklanması için kullanıldığı, Yakubi Hristiyanlarının daha sonra burayı kiliseye çevirmiş oldukları düşünülüyor. Yaklaşık 20 x 8 m boyutlarındaki kilise Harput’un doğusunda ve kalenin kuzeydoğu köşesine yakın, yüksek bir kayanın üzerinde. Kilise dört bölümden oluşuyor. Birinci bölümde yer alan lahit ve üzerindeki Süryanice kitabesiyle yekpare taş kapağı, ikinci bölümde; dilek taşı duvarı şeklinde, dilek tutularak üzerine küçük taşların yapıştırıldığı duvar dikkat çekiyor. Ayin bölümü olan üçüncü bölüm ile simetrik iki odadan oluşan dördüncü bölüm kilisenin diğer kısımları. Batı yönündeki duvarı tümüyle kaya olan Meryem Ana Kilisesi, günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş en önemli antik kiliselerimizden ve sadece ülkemizin değil dünyanın önemli kültür i miraslarından biri.

Ağa Cami ve 3 Lüleli Çeşme

Elazığ, Harput girişinde bulunan Ağa Camii Elazığ Müzesi’nde bulunan kitabesinden öğrendiğimize göre; Pervane Ağa tarafından 1559 yılında inşa ettirilmiş. İlk yapılışında ahşap olan bu cami, daha sonra Hacı Abdülhamid Efendi tarafından 1889’da yeniden yaptırılmış. Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda olan bu yapı, dikdörtgen planlı. İbadet mekanının üzerini örten kubbenin çökmesinden sonra restore edildiğini ve üzerinin çatı ile örtüldüğünü biliyoruz. Caminin orijinal olan minaresi kesme taştan yapılmış. Harput’un girişinde bulunan Üç Lüleli Çeşme’nin yapım tarihi 1906. Moloz taş ve tuğladan yapılan çeşme derin bir eyvan içerisinde yer alıyor. Yuvarlak kemerli bir bölümün içerisinde çeşmenin ayna taşı ile yalak taşı bulunuyor.

Mansur Baba Türbesi

Elazığ, Harput Kalesine giden yol üzerinde, Artuklu döneminde yapılmış olan türbe. Kinderiç Köyü’nün, sekizgen plan üzerine kesme taştan yapılmış olan ve içinde Mansur Baba ve ailesine ait dört sanduka olan bu türbeye vakfedildiğine dair bir irade-i Seniyye (Padişah emri) bulunuyor.

Beyzade Efendi Türbesi

Harput’un Meteris Mezarlığı denilen yukarı mezarlıkta defnedilmiş olan Beyzade Ali Rıza Efendi’ye vasiyeti nedeniyle türbe yapılmamış. Mezarlığın çevresi demir cağlarla çevrilerek aile kabristanı haline getirilmiş. Kabristandaki bütün mezarların, üzerinde kitabeleri bulunan şahideleri yeşile boyalı. Kabristanın iç kısmının tabanına son yıllarda mermer taşlardan oluşan özel bir düzenleme yapılmış bulunuyor.

Arap Baba Türbesi

Kitabesinden anlaşıldığına göre; on üçüncü asırda yaşamış, gerçek adı Yusuf ve babasının adı Arabşah olan Arap Baba, Harput velilerinden. Arap Baba’nın Harput’un fethi için gelen Selçuklu kumandanlarından biri ve aynı zamanda büyük bir veli olduğu söyleniyor. Arab Baba’nın türbesi 1279 tarihinde yapılmış. Türbenin alt katında kabir odası, üst katında ise ziyaret edilen sanduka yer alıyor. Arap Baba’nın kabrinin özelliği; naaşının herkes tarafından görülebilecek şekilde açıkta olması. Türbe içinde üzeri yeşil kumaşla örtülü camdan bir sanduka içerisinde bulunan Arap Baba, çürümemiş cesedi ve kesik başı ile büyük bir ilgi topluyor.

Fatih Ahmet Baba Türbesi

Bu türbe, derenin kenarında büyük bir kayanın üzerine yerleştirilmiş; duvarları sekizgen, tavanı kubbe ile örtülü bir yapı. Yapının Artuklu eseri olduğu ileri sürüldüğü gibi daha sonra yapıldığı da iddia ediliyor. Duvar kalınlığı yaklaşık 1 m olan binanın kapısı, türbe kapılarının; hem içeriye güneşin girmesini önleyerek loş bir havanın oluşmasını, hem de gelenlerin zorunlu olarak eğilip hürmet göstermesini sağlamak için küçük yapılmaları nedeniyle eğilerek girmeyi gerektirecek şekilde küçük yapılmış. Anadolu’nun fethi sırasında savaşırken 10 arkadaşı ile birlikte şehit düştüğü rivayet edilen Fatih Ahmet Baba’nın şehit arkadaşlarının türbenin doğu tarafındaki yamaca defnedildikleri de rivayetler arasında. Türbenin yanında, aynı isimle, ancak daha sonra yapıldığı bilinen, 45 – 50 m2‘lik bir mescit yer alıyor.

Hoca Hamamı

Harput’un Hoca Mescid mahallesindeki hamam, yine aynı yerdeki Hoca Pınarı ve Hoca Mescidi ile kenarları 100 metrelik bir eşkenar üçgen oluşturacak konumda inşa edilmiş. Bu ilginç planlamaya adını veren “hoca” nın hangi hoca olduğu ise bilinmiyor. Yaklaşık 16 metreye 16 metrelik alanı, çok yüksek ve görkemli kubbesiyle çok ferah bir hamam olduğu anlaşılan Hoca Hamamı’nın 1634 yılında yapıldığına ilişkin bilgiler var. Doğu ve batı yönlerinde iki kapısı bulunan hamamın, doğuda yer alan ana kapısı, taş sanatının ender örneklerinden ve adeta saray kapısını andırmakta. Sadece temelleri kalmış olan sıcaklığın, haç şeklinde planlanmış dört halvet ve dört eyvandan oluştuğu, ayrıca; soğukluğun, diğer hamamlarda rastlanmayan şekilde sadece ışıklıktan değil, güneye açılan iki pencereden ışık aldığı gözlemleniyor.

Dabakhane

Sularının şifalı olduğu; mide, bağırsak, karaciğer hastalıklarına ve ruhsal depresyonlara iyi geldiği bilinen Dabakhane, Harput Kalesi’nin kuzeyindeki dere içinde yer alıyor. Gerek şifa bulmak gerekse sadece ziyaret için gelenlerin ilgisini çeken şifalı suyun bulunduğu bina, daha önce kim tarafından yaptırıldığı bilinmeyen ahşap binanın yerine ve aslına uygun olarak 1988’de yapılmış. Mineral açısından zengin ve 50 C sıcaklıktaki Dabakhane suyu, renksiz, kokusuz, berrak ve içme suyu kriterlerine uygun. Suyun içinde bulunduğu tesiste, birbirleriyle bağlantılı ve içlerindeki suyun sürekli yenilendiği üç kurna bulunuyor.

Sara Hatun Camii

Cami, Akkoyunlu Devleti’nin 5. hükümdarı Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun adına 1463 yılında yapılmış. Yapıldığı yıllarda ahşap olan ve minaresi bulunmayan, daha çok “Mescid” olarak nitelenebilecek caminin, 1843 yılında Müftü Hacı Ahmet Efendi tarafından yıkılarak yeniden yaptırıldığı biliniyor. Önceleri toprak olan kubbe 1850 yılında kurşun kaplanmış. İnce, zarif ve uzun, iki renkli taş minaresi ise 1898 de yapılmış. 20 m x 2 m’lik bir alana sahip olan, 22 pencereli Sara Hatun Camii, Harput camilerinde rastlanmayan bir özelliği ile dikkat çekiyor: Harput camilerinin hiçbirinde kitabe bulunmazken (sadece Ulu Cami’de iki, Kurşunlu Cami’de bir kitabe var) Sara Hatun Camii’nde, 18 kitabe yer alıyor. Kubbesinin zirvesine nakış nakış “İhlas Suresi” işlenmiş olan Sara Hatun Camii ibadete açık.

Cimşit Hamamı

Harput’daki bu tarihi hamam, Yavuz Sultan Selim devrinde yaşayan ve Palu’yu Osmanlı’ya kansız bir şekilde teslim eden Palu beyi Cimşit Bey’in yadigârı. KlasikTürk hamamı yapısındaki Cimşit Hamamı, dört bölümden oluşuyor. Birinci bölüm yaklaşık 10×10 m. kare plânlı soğukluk adı verilen soyunmalık, ikinci bölüm ılıklık, üçüncü bölüm sıcaklık ve dördüncü bölüm; dışarıdan başka bir kapı ile girilen külhan bölümleri.

Ahi Musa Türbesi ve Mescidi

Harput’ta bulunan tek Ahi yapısıdır. Ahi örgütünün Harput’ta da varlığını göstermesi yönünden önemli olan mescidin kitabesinden, 1185’te yaptırıldığı anlaşılıyor. Mihrabı Yarım bir niş biçimindeki dörtgen planlı mescidin yanındaki kubbeli türbede, mescidi yaptıran Ahi Musa Hervi (Herdi) yatıyor. Gerek türbenin gerek mescidin duvarları yer yer kesme ve moloz taştan yapılmıştır.

Kazım Efendi Türbesi

Harput’lu İslam düşünürü Kâzım Efendi’nin türbesi, Harput’un Meteris Mezarlığı’nda, İmam Efendi Türbesi yakınında bulunuyor. Değişik bir mimari tarzda yapılmış olan türbe, ihata duvarıyla çevrili özel bir kabristanın içerisinde. Türbenin üzeri kubbeli ve bu kubbe araları açık olan 5 sütun üzerine oturtulmuş. Üst kısımları sütunlar arası oluşturulan kemerlerle kubbeye bağlanan kubbenin tam altında bulunan mezar bölümü, zeminden yirmi santimetre kadar yükseklikte daire şeklindeki bir kaide üzerinde. Çevresi, yine daire şeklinde demir bir kafesle çevrilmiş mezarın baş ve ayak kısmına kitabe konulmuş.

İmam Efendi Türbesi

İmam Efendi namı ile anılan ve asıl ismi Osman Bedrettin olan İslam düşünürünün türbesi Harput’ta Meteris Mezarlığı’nın üst kısmında. Büyük bir kubbe ile kapatılmış olan kare planlı türbe, sadece küçük bir pencere ile aydınlatılıyor. Aslen Erzurumlu olduğu bilinen ve bu nedenle “Erzurumi” diye de anılan İmam Efendi’nin tek mekanlı türbesinde, makam bölümünün demir parmaklıklarla ayrılmış olduğu görülüyor. Etrafında Harput’un yetiştirdiği önemli kişilerin kabirlerinin bulunduğu türbe çok sayıda ziyaretçi tarafından ziyaret edilmekte.

Üryan Baba Türbesi

Harput’da “Kayabaşı” diye anılan kayalıklara gelmeden yamaçta yer alan türbede yatan Üryan Baha’nın kim olduğu kesin olarak bilinmiyor olmakla birlikte; türbe kapısını oluşturan taş bloktaki yazıda” Allah’ın sevdiği kullardan İsmail’in torunu, Ömer’in oğlu Hafız Muhammed” şeklinde bir ibare bulunduğu görülüyor. 1278 yılında yapılan türbede, giriş kapısından sonra hemen sağda sanduka bulunuyor.

Hacı Hulusi Efendi Kabristanı

Harputlu, ünlü din adamı Hacı Hulusi Efendi’nin kabristanı, Harput’un Meteris Mezarlığı’nda, İmam Efendi Türbesi’nin yakınlarında bulunuyor. Aile mezarlığı olan bu parselin etrafı demir parmaklıkla çevrili. Sanduka biçimindeki kabrin baş tarafında, şahide taşında: “Emekli Albay Es Seyyid İbrahim Hulusi Yahyagil Ruhuna El Fatiha” yazısı bulunuyor.

Esadiye Camii

Anıtsal bir taç kapısı olan yapının Artuklu ve Selçuklu döneminde, 12. ve 13. yüzyıllarda yapıldığı düşünülüyor. Günümüze orijinal olarak sadece kapısı ve iki mihrabı ulaşabilmiş olan camide bu yönde araştırmalar yapılıyor. Yapıda, cami kısmının güneyde yer aldığı, onun önünde ise, kullanıldığı dönemde medrese hücrelerinin bulunduğu tahmin edilen bir alan görülüyor. Caminin sol tarafında ana dershane olarak nitelenebilecek bir başka mekana ait kalıntılar, yapının, cami ve medreseden oluşan bir külliye olarak tasarlanıp inşa edildiğini ortaya koyuyor.

Ağın (Hastek) Kalesi

1018 yıllarında Türkmen akınlarına karşı yapıldığı düşünülen kalenin tarihine ilişkin bir başka varsayım da yapının, Kapadokya’daki yeraltı kentleri gibi Hristiyanlığın yayılma dönemlerinde Romalılar, ya da Bizanslılar tarafından yapıldığı şeklinde. Yenipayam köyü sınırları içerisinde olan kale, oyma mağaralardan oluşuyor. Dışarıya kapalı olan bu mağaralar alttan itibaren kat kat oyulmuş. Birbirine koridorlarla bağlı, salon şeklindeki geniş mekanlar, odalar, depolar ve sığınaklardan kalenin, içinde yaşayanların tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere büyük bir özenle meydana getirilmiş olduğunu anlıyoruz. Kale ayrıca; kayaya oyulmuş gizli merdivenler, havalandırma ve ışık alma amacına yönelik pencereler, saldırıya karşı kullanılmak üzere oluşturulmuş mazgal delikleri ile donatılmış. Bu gerçekten çok ilginç tarihi yapıyı günümüzde ancak göl üzerinden kayıkla gezmek mümkün.

Ağın Tarihi Evleri

Ağın yöresinin zamana meydan okuyan tarihi evleri, genellikle iki katlı. Daha çok taş kullanılmakla birlikte binalarda taşın yanında kerpiçin de yer aldığı evlerde, alt katta; üzeri dam olan bir avlu, bir merek (otların yığıldığı yer) ve bir ahır bulunuyor. Aynı katta ahırdan birkaç basamakla çıkılan ve ahırla arasında bölme bulunmayan “ahır sekisi” ise kışın oturulan, ocaklı bir oda. Üst katta, ahırın üzerinde, kiler olarak da kullanılan “güz odası” ayrıca bir oda ve eyvan yer alıyor.

Ağın Kaya Mezarları

Roma dönemine ait olduğu anlaşılan oyma kaya mezarlar Bademli Köyü çevresinde yer alıyor. Tarz olarak Urartu kaya mezarları ile büyük benzerlik taşıyan mezarlarda bulunan sikkeler ve yazılı taşlar Roma dönemine ait. 90 cm’e 60 cm ölçülerindeki mezar girişleri tek oda şeklinde ve yükseklikleri yaklaşık 1,90 m. Kimilerinde tonozlu kimilerinde düz tavanların bulunduğu mezarların bazılarında birbirilerine açılan küçük deliklere rastlanıyor.

Abdulvehhab Gazi Türbesi

Baskil ilçesinin batı sınırındaki ve kendi isminden dolayı “Abdulvehhab Gazi Dağı” denilen dağın yamacındaki türbeye, sahil yolundan dik bir patika yolla on dakikada çıkılıyor. Bir mağara içerisinde bulunan bu türbenin ön kısmı duvarla örülerek bir kapı ve iki pencere konulmuş ve iç kısmı sanduka bölümüyle birlikte yer yer betonla sıvanıp bir oda haline getirilmiş. Mağaranın dış kısmında adak kurbanlarını kesmek için üzeri ve önü açık, taban kısmı beton olan ayrı bir yer var. Yunus Emre gibi, Anadolu’nun pek çok yerinde Abdulvehhab Gazi kabrine de rastlanıyor. Ortak inanç Abdulvehhab Gazi’nin Fırat Nehri kıyısında bir ev yaptırdığı, bu yörede Bizanslılarla sürekli savaştığı şeklinde. Gazi hakkındaki destansı bilgilerde yaralı bir vaziyette bir dağa çıktığı, bir Bizans Kayser kızının geceleri ona su taşıdığı, bu dağda her ikisinin Bizanslılar tarafından öldürüldüğü rivayet ediliyor. Türbenin aşağısında yer alan Zeynep Hatun Türbesi’ndeki hatunun Abdulvehhab Gazi’ye su taşıyan, daha sonra adı Zeynep olarak değiştirilen Kayser kızı olduğu da rivayetler arasında.

Hacı Hasan Baba Türbesi

Çevrede “Şeyh Hasan” diye de tanınan Hacı Haşan Baba türbesi Baskil İlçesi’nin kuzeyinde yer alıyor. Son yıllarda inşa edilmiş olan türbe, gerek iç mekânı, gerekse dış görünüşü itibariyle büyük bir evi andırıyor. Giriş kapısından başlayan avlu yarım duvarla iki ayrı mekâna ayrılmış. Avlunun sol tarafındaki bir kapıdan mescit bölümüne, ikinci kapıdan tavan kısmı tonozlu makam bölümüne geçiliyor. 1 m yüksekliğindeki giriş kapısı ile girilen makam bölümünde aydınlatma pencereleri bulunmuyor. Buna karşılık bir pencere nişi ve ateş yakmak için kullanılan bir ocak bu bölümde yer alıyor. Mescid bölümünde aydınlatmayı sağlayan küçüklü büyüklü 7 pencere var. Avlunun sağ tarafında bulunan iki kapıdan misafirhane bölümlerine geçilen türbenin önünde bir kaynak suyu görülüyor. Türbeye, mescit duvarına bitişik olarak sonradan bir minare eklenmiş.

Denizli Kervansarayı

Elazığ’dan geçen tarihi Bağdat kervan yolu üzerindeki bu kervansaray günümüze harap bir durumda gelmiş olmasına rağmen kalıntılardan yapı üslubu ve plan düzeni anlaşılıyor. Kitabesi bulunmayan ancak mimari yapısından Selçuklu döneminde, yaklaşık 13. yüzyılda yapıldığı anlaşılan Denizli Kervansaray’ı, klasik Selçuklu kışlık kervansaray plan düzeninde inşa edilmiş. Kervansarayın kesme taştan yapılmış anıtsal bir kapısı var. Profillerle çerçeve içine alınmış olan kapıdan girişte, girişin üzerinin tonozla örtülü olduğu görülüyor. Eyvan görünümündeki giriş bölümünde iki kadın figürü dikkati çekiyor. Burada birisinin mescit olması kuvvetle muhtemel iki oda bulunuyor. İki dizi kalın paye ile üç bölüme ayrılmış iç mekanın üzeri tonozlarla örtülmüş.

Piri Davut Türbesi

Elazığ’ın Keban ilçesinin Ulupınar (Birvan) köyündeki bu türbede yattığı ifade edilen Pir Davut’un on iki İmam’dan 7. İmam Cafer oğlu Musa Kâzım’ın soyundan geldiği, öldükten sonra gömüldüğü mezarının, her gelenin bir taş eklemesi sonucu yatır halini alır söyleniyor. Uzun yıllar yatır halinde kalan Pir Davut’un mezarı, 1986 yılında köy halkının ortak kararı ile türbe haline getirilmiş. Türbenin içinde temsili Hz Ali resmi ile kime ait olduğu bilinmeyen, ancak Kahramanmaraş’ta çalışan biri tarafından getirildiği söylenen çerçeveli bir şecere asılı. İki odadan oluşan türbede odalardan birinde Pir Davut’un sandukası bulunuyor. Boş olan diğer oda ise derdine şifa bulmak ümidiyle gelenlerin beklediği mekan olarak kullanılıyor. Türbenin bulunduğu Başpınar suyu çevresindeki piknik alanlarında yapılan “Piri Davut Şenliği” ise 430 yıldan beri sürdürülen köklü bir gelenek.

Yusuf Ziya Paşa Külliyesi

Elazığ, Keban Çarşılar Mahallesindeki Yusuf Ziya Paşa Külliyesini 18. yüzyılda Elazığ Valisi Yusuf Ziya Paşa, cami, medrese, mektep, çeşme ve şadırvan olarak yaptırmış. Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden olan camide son cemaat yerinden ibadet mekanına görkemli bir kapı ile geçiliyor. Kapı üzerindeki talik kitabede caminin Yusuf Ziya Paşa tarafından yaptırıldığı belirtiliyor. Kubbe içinin yazı, hurma ağaçları ve çeşitli bitkilerden oluşan bir bezeme ile boş yer kalmamacasına süslenmiş olduğu camide, mermerden yapılmış olan mihrap ve minber yöresel taş işçiliği ile göze çarpıyor. Külliye içindeki handan günümüze gelebilmiş tek bölüm olan giriş kapısı ise, üzerindeki hayvan kabartmaları ile çok ilgi çekiyor.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Cemşit Rüstem Paşa Camii

Palu Kalesi’nin yaklaşık 700 m kadar yakınında yer alan cami, rivayete göre; kaleden atılan bir okun düştüğü yere yapılmış. Palu’nun Osmanlı topraklarına katılmasında büyük rolü olan Cemşit Beyin 1500’lü yıllarda kendi adına yaptırdığı külliye içindeki camiye, etrafı taş duvarla çevrili bir bahçeden giriliyor. Siyah kesme taştan ve tipik Osmanlı mimarisi tarzında yapılmış caminin giriş kapısı mermer ve kemerli. Bu kapının yanında, yazıları ters biçimde konmuş bir kitabe bulunuyor. Yıkıldığı ve yenisi yapılmadığı için mescit gibi minaresiz durumdaki cami, küçüklü büyüklü 16 pencere ile aydınlatılıyor. Cemşit Camii’nin mihrabı beyaz kesme taştan yapılmış. Camiye bitişik olan kubbeli iki kapılı türbenin içinde, süsleme şaheseri 8 mezar bulunuyor.

Alacalı Mescid

Palu’nun Zeve Mahallesi’ndeki mescidin ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. Alacalı Mescid biribirine bitişik, biri kare diğeri dikdörtgen planlı iki bölümden oluşuyor: Üzeri piramidal bir kubbe ile örtülmüş olan “Harim” bölümü ve dikdörtgen planlı “Son Cemaat Yeri”. Son cemaat yerinin üstünün düz dam şeklinde düzenlenmiş oluşu ve harimden geçilen bir merdivenle buraya çıkılıyor olması, mahallin, minaresi olmayan mescitte ezan okuma yeri şeklinde kullanılmak üzere yapıldığını düşündürüyor. Mescidin “Alacalı” olarak anılmasının nedeni duvarlarının siyah / beyaz kesme taşlardan örülmüş olması. İç mekanlarda ayrıca ‘kaba yonu taş’ da kullanılmış. Kubbesi tümüyle tuğladan inşa edilmiş olan yapıyı tarihleyecek bir kitabe bulunmuyor. Ancak yapı, Artuklu Dönemi özellikleri taşıyor olsa da plan ve süslemeleri, mescidin 16. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığını gösteriyor.

Kilise

Eski Palu’nun Çarşıbaşı Mahallesi’ndeki kilisenin kitabesi bulunmuyor. Bizans dönemine ait olduğu sanılan kilise kare planlı ve kubbe ile örtülü. Kubbeyi taşıyan dört kemer ise taşıyıcı duvarlara oturtulmuş. Dışarı taşan, derin yapılı apsis bölümünün üzeri yarım kubbe ile kapatılmış. Kilisede silinerek belirsizleşmiş olsalar da bazı tasvirler görülüyor. Bunlar; kubbe kasnağında, pencere aralarındaki aziz tasvirleri ile İncil’in dört yazarına ait tasvirler. Apsis kemerinin alt köşesinde sağda Hz. Meryem, solda Cebrail tasviri, sağda ise Hz. İsa tasviri yer alıyor. Yine bu bölümde, iki melek tasviri ile güneş tasviri dikkati çekiyor.

Tarihi Palu Hamamı

Küçük Camii ile Ulu Camii arasında yer alan hamamın, kapı üzerinde bugün bulunmayan kitabesinden 1659/60 yılında yapıldığı bilinmekte. Yapı şekli olarak klasik Osmanlı hamamlarına benzeyen Palu Hamamı’nın dış cephesinde, daha çok kaba yonu taş ve moloz taş kullanıldığı, iç mekanlarda çeşitli bölgelerde düzgün kesme taş malzemenin kullanıldığı görülüyor. Tüm bölümlerin tonoz ve kubbelerinde ise tamamen tuğla malzeme kullanılmış. Hamam; soyunma ve ılıklık bölümü, tuvalet bölümü, sıcaklık bölümü ve külhan/ cehennemlik bölümü olmak üzere dört bölümden oluşuyor.

Ulu Cami

Palu’daki Ulu Cami dikdörtgen planlı bir yapı. Genel olarak büyük oranda sağlam olan beden duvarları yanında örtü sisteminin tümüyle çökmüş olduğu görülüyor. Kalıntılardan 6 adet kubbe altına sahip olduğu gözlemlenen yapının minaresi, kare planlı bir kaideden sonra silindirik gövde olarak yükseliyor, minarenin şerefe altından sonraki bölümü yıkık durumda. Taşıma duvarlarında, kemerlerinde ve minaresinde düzgün kesme taş kullanılan yapının beden duvarları ise kaba yonu taş ve moloz taş ile yapılmış. Şu anda var olmayan çatı örtüsünün toprak örtülü düz dam sistemi ile yapıldığı biliniyor. Mihrap üstünde yer alan kitabesine göre 1852 tarihinde yapılmış olduğu varsayılan yapı içindeki Arapça, bir başka kitabenin blok taş dizilişindeki hata, onun devşirme olarak kullanıldığını düşündürüyor. Minare giriş kapısı üzerinde yer alan, camideki 3. kitabe ise, minare inşası ile ilgili.

Küçük Cami

Eski Palu’nun Çarşıbaşı Mahallesi merkezinde yar alan Küçük Cami, tek mekanlı bir yapı. Minaresi şerefeden itibaren yıkılmış durumdaki caminin, kare planlı olduğu gözlemleniyor. Oldukça basık olan minare, kare bir kaidenin üzerinde daire planlı olarak yükseliyor. Minare taşları birbirilerine kancalarla tutturulmaya çalışılmış. Bunun, o dönemde yaşanmış bir deprem sonucu doğan statik sorunları çözmek için uygulandığı sanılıyor. Şerefeden sonraki, şimdi yıkılmış olan bölümün ise daha dar olduğu ve sırlı tuğladan yapıldığı düşünülüyor. Camide beden duvarlarında kaba yonu ve moloz taş, minare şerefe altına kadar olan bölümde ve kasnakta düzgün kesme taş kullanılmış. Kubbedeki ve diğer örtü bölümlerindeki tuğla malzemenin de sırlı tuğla olduğu varsayılan yapının kitabesi olmamakla birlikte genel özellikleri ve plan tipi, 15-16. yüzyıllarda yapılmış olduğunu düşündürüyor.

Şeyh Samini Türbesi

Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1812 yılında doğduğu rivayet edilen Mahmut Samini’ye ait olan türbe, Palu’nun doğusunda, Murat Nehri’nin kuzeyinde, eski Palu’ya ait bir mezarlık olan düzlükte yer alıyor. Arapça’da “Sekizinci” anlamına gelen “Samini” sıfatının, asıl ismi Mahmut olan bu din bilginine, Şeyh Ali Sebdi Hazretleri’nin sekizinci halifesi olmasından dolayı verildiği de söyleniyor. Türbe tuğla ile inşa edilmiş, son yıllarda iç ve dış kısmı seramik kaplanmış. Tavanı betonla örtülü olan türbenin sivri bir kubbesi, iç kısmı aydınlatan çok küçük üç penceresi bulunuyor. Kare plân üzerine iki mekânlı türbe, içerisinde suyu bulunan etrafı çevrili bir mezarlık alanında yer alıyor.

Palu Kalesi

Murat Nehri’nin kuzeyindeki alanda kayalık bir kütle üzerinde oluşturulan kale, yalnız Palu, Kovancılar, Karakoçan alanını değil aynı manda Murat Nehri’nin doğu ve batı noktalarını da denetim altında bulunduran bir konumda. Çubuk Bey’in fethettiği ve ilk beylik merkezini kurduğu bir kale olarak, Bizans Dönemi sonrasında Çubukoğulları ve devamında Artuklular Dönemi’nde yoğun olarak kullanılmış olan kalenin içindeki “Menua Yazıtı”ndan Urartu döneminde de kullanıldığı anlaşılıyor. Kalede, Urartu dönemine ait Menua’nın kitabesinin yanında, çok odalı üç adet kaya mezarı, iki adet su sarnıcı, iki tanesi Murat Nehri’ne kadar basamaklarla inen basamaklı kaya tüneli şeklinde üç adet kaya tüneli yer alıyor.

Şeyh Ali Sebdi Türbesi

Aslen, eskiden Diyarbakır’a şimdi ise Mardin/ Savur’a bağlı “Kırkdirek” köyünden olan, büyük mutasavvıf Şeyh Ali Sebdi Hazretleri’nin kesin olmamakla birlikte 1302 yılında doğmuş olduğu rivayet ediliyor. Çağın en büyük mutasavvıf ve İslam alimi Mevlana Halid-i Bağdadi’den icazet aldıktan sonra Palu’ya yerleşen Ali Sebdi Hazretleri’nin, 1871 yılında vefatına kadar 45 yıl burada yaşadığı biliniyor. Murat Nehri’ne bakan bir tepe üzerindeki türbe, eski Palu yerleşim alanının tam karşısında. Çimento ve tuğla ile inşa edilmiş olan türbenin iç mekanı birbirine geçişli üç bölümden oluşuyor. Bu üç bölümden makam bölümünün üzeri betondan bir kubbe ile kaplanmış, diğer bölümlerin üzerine yine beton damlar inşa edilmiş. Türbede, Şeyh Ali Sebdi Hazretleri’nin ve yakınlarının mezarları bulunuyor. Dışında suyu bulunan, aydınlatması öndeki üç büyük ve yandaki üç küçük pencereyle yapılan türbenin hemen yakınında mescidi yer alıyor.

Hazar Batık Kent

Turistik Hazar Gölü’nde sular altında olduğu 1990 yılında belirlenen batık kentin 11. yüzyıla, Bizans’ın en güçlü olduğu dönemlere ait bir yerleşim yeri olduğu sanılıyor. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde de konusu geçen kent, pek çok özelliği ile bölgenin tek örneği. Tuğla ve horasan harçla inşa edilmiş duvar ve kulelerin bulunduğu kent arkeolojik ve jeolojik açıdan inceleme altında.

Gerek gölden gerek göl üzerinde bulunan “Kilise Adası” ndan elde edilen bulgulara göre bu yerleşim yerinin 13. yüzyıla kadar olarak kullanıldığı, aktif bir fay hattı üzerinde bulunan kentin şiddetli bir deprem sonucu sulara gömüldüğü düşünülüyor. Su altındaki yapıların tarihleri ise yaklaşık 4. yüzyıla kadar gidiyor.

ALIŞVERİŞ

Elazığ’da alışveriş -özellikle kentin misafirleri için- gerçekten özel bir keyif haline dönüşüyor. Bir yanda; tam anlamı ile çok çağdaş alışveriş merkezlerindeki, en ünlü markaların satıldığı modern mağazalar, öte yanda; geleneksel atmosferleri ve otantik ürünleri ile kişiyi eski çağlara götüren dükkanlar, çarşılar, arastalar. Geleneksel yöntemlerle üretilmiş ürünlerin satıldığı; Hanımeller Çarşısı, tarih ve baharat kokulu Kapalı Çarşı, pırıl pırıl ışıklar içindeki kuyumcuları ile İzzet Paşa Pasajı, her ihtiyacın karşılanabildiği Koloğlu Pasajı, büyük kentlerin büyük AVM’leri kadar gösterişli, modern Akgün AVM, eğlence dünyası ile alışverişin birleştiği mükemmel Misland… ve her tür sebzenin, meyvanın, balığın, tatlının satıldığı diğer dükkanlar. Elazığ, bereketiyle bir alışveriş cenneti.

SPOR HAYATI

Doğu Anadolu’nun köklü ve çağdaş kenti Elazığ’ın, spor hayatı açısından çok zengin olduğu görülüyor. Doğa sporlarından, su sporlarına, kış sporlarından, at yarışına kadar geniş bir yelpaze içinde yaşanmakta olan spor hayatı içinde; futbol, hentbol, tenis, binicilik, okçuluk, yelken sporları özellikle yer alıyor. 12,500 kişilik Atatürk Stadyumu, 2,500 kişilik Abdullahpaşa Spor Salonu, Ahmet Aytar Spor Salonu, Hentbol Salonu, Olimpik Yüzme Havuzu, Doğukent Spor Kompleksi, Atış Poligonu gibi Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne bağlı tesisler yanında, Fırat Üniversitesi Kampüsü içinde yer alan tesisler, her spor dalından sporculara imkan sağlıyor. Elazığ Spor Futbol Kulübü dışında başarıları ile bilinen “Polis Gücü Kadın Hentbol Takımı” kentin gururu.

 

İLÇELER

Elazığ’ın merkez ilçe dışında; Ağın, Alacakaya, Arıcak, Baskil, Karakoçan, Keban, Kovancılar, Maden, Palu ve Sivrice olmak üzere 10 ilçesi bulunuyor.

AĞIN

1514 Çaldıran savaşından sonra Osmanlı topraklarına katılmış olan ilçenin tarihi M.Ö. XVI-XIV yüzyıllarda yörede egemenlik kuran Hurrilere kadar uzanıyor. Yüzölçümü 526 km2. Fırat’ın bir kolu olan Karasu, ilçenin doğu sınırı boyunca uzanıyor. Ekim yapılan arazinin bir bölümünün Keban Baraj Gölü sahasında kalmasına rağmen tarım alanı ilçenin en önemli gelir kaynağını tarım teşkil ediyor. Elazığ’a 77 km. uzaklıktaki Ağın’a ulaşım, asfalt karayolu ile olduğu gibi Keban Baraj Gölü üzerinden feribotla da sağlanıyor. İlçe Roma devrinden kalma kaya mezarları ve leblebisi ile ünlü. Ayrıca; Kilise yazısı Höyüğü, Kalecikler Höyüğü, Bizans Kilisesi, Ağın Nekropolü, Pağnik Köyü Öreni, Kara Mağara Köprüsü, Hastek Kalesi, Kaya Sığınağı gibi ziyaret edilecek yerleri var.

ALACAKAYA

Elazığ il merkezine 85 km. uzaklıktaki ilçenin tarihçesi, yörede krom cevherinin çıkarılması ile başlıyor. Kromun çıkarılması ve işlenmesi amacıyla 1935 yılında Etibank tarafından İşletme Tesisi kurulması ile oluşmuş bir yerleşim merkezi. Krom İşletmesinin zamanla faaliyet alanının genişlemesi ile birlikte gelişen ve büyüyen Alacakaya’nın ilçe oluş tarihi; 1990. Alacakaya’da zengin krom yataklarının yanı sıra; tüm dünyada bilinen, kalitesi ve rengi ile özel bir yere sahip zengin mermer yatakları bulunuyor. “Elazığ Vişnesi” adı ile anılan bu çok değerli mermer, dünyada yalnız Alacakaya’daki yataklardan çıkıyor. İlçede Murat Hanı adını taşıyan tarihi yapı, Elazığ-Alacakaya karayolu üzerinde Sori mıntıkasında şelale ile ilçe merkezine 3 Km. uzaklıktaki Gölalan isimli gölcük görülmeye değer güzelliklerden.

ARICAK

Elazığ’a 112 km uzaklıktaki ilçe, denizden 1 lOOm yükseklikte. İlçe sınırları içinden geçen pek çok akarsuyun yanında, Dicle’nin ana kollarından Berkilin ve Mirvan çayları da yörede yer alıyor. Engebeli bir arazide bulunan ilçede ekonomi, tarım ve hayvancılıkla sağlanıyor. Tarihi hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte, arapça, el yazması bir şecereden, Kerbela olayından sonra Mustafa Çelebi’nin çocuklarının buraya yerleştiklerini, bir süre sonra ortaya çıkan kabile savaşlarından sonra Mustafa Çelebi’nin, Palu’daki Kara Cimşit Beyin himayesine girmiş olduğunu öğreniyoruz. Bu olayların geçtiği Çaldıran Savaşı’na kadar ismi Mirvan olan ilçe, Osmanlılar zamanında Karabegan olarak anılmaya başlanıyor. 1987’de ilçe olan Arıcak’a, ismi 1960’da verilmiş. Elazığ’ın en yüksek dağı olan 2517 metre yüksekliğindeki Hacı Ali Dağı Arıcak sınırları içerisinde. İlçenin Erimli Kasabası’nda da enfes doğal güzelliğe sahip bir şelale bulunuyor.

BASKİL

İlçe Elazığ ‘ı! merkezine yaklaşık 38 km. uzaklıkta ve ulaşım kara ve demiryolu ile sağlanıyor. İlk tunç çağına kadar uzanan yerleşim izlerine rastlanmış olan yörede, Karakaya baraj çalışmaları sırasında çıkan kalıntılardan; önce Hititlerin, daha sonra Asur ve Makedon’ların bu bölgede yerleşik egemenlikler kurdukları anlaşılıyor. En son Romalılar ve Bizanslılar devrinde de yerleşim merkezi olduğu belirlenen ilçede tarım ve hayvancılık ağırlıklı. Özellikle kayısı, yörenin en bilinen tarım ürünü. Bu çerçevede 1996 yılında ilçede Kayısı Entegre Tesisi kurulmuş. Baskil ile Battalgazi arasındaki Karakaya Baraj gölü üzerine kurularak Haziran 1986’da açılan Kömürhan Köprüsü, Türkiye’nin en uzun tren yolu köprüsü olma özelliğini taşıyor. 2.030m uzunluğundaki köprü, 60 m yükseklikte ve çelik kirişlerden oluşturulmuş. Haroğlu ve Hacı Mustafa dağları, “®9arla çevrili ilçenin önemli yüksekliklerinden.

KARAKOÇAN

Karakoçan, Cumhuriyet döneminde kurulmuş, 1936 yılında ilçe olmuş bir ilçe. Elazığ’a 104 km uzaklıkta. Tarım ve hayvancılık, ilçe ekonomisinde önemli yer tutuyor. Karakoçanın ilçe merkezi ovalık bir alanda yer alıyor ancak genellikle dağlık bir araziye sahip. Doğal güzellikler açısından çok zengin olan ve doğal ortamda çok sayıda “Dağ Keçisi” nin görüldüğü ilçede, Peri çayı kenarında bulunan Golan Kaplıcaları, Kalecik Barajı Çamlığı, Beyaz Çeşme Mesire Yeri, Güzel Baba Ormanı çok rağbet gören yerlerden. Bunlar arasında; ismini Karakoçanin Golan (Yoğunağaç) Köyünden alan Golan Kaplıcası, MTA tarafından da onaylanmış zengin mineralli sıcak su kaynağı ile sağlık turizminin gözdesi. Karakoçan ve çevresinde her yıl, Bal Festivali, Sarıcan Kültür ve Sanat Festivali, 2009 yılından bu yana “Peri Suyu Festivali” 2007’den bu yana geleneksel olarak tekrarlanan Pamuklu Köyü Yaz Festivali ise düzenleniyor.

KEBAN BARAJI

Enerji açısından dev bir yatırım olan Keban Barajı, 1965-1975 yılları arasında inşa edildi. Beton ağırlık ve kaya dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 16.679.000 m3 ve normal su yüksekliğinde hacmi; 31.000 hm3, alanı ise 675 km2. 1330 Megawatt kurulu güce sahip barajın yıllık enerji üretimi 6 Milyar kWh. Kurulduğunda tüm yurtta üretilen elektriğin, tek başına %20’sini karşılayan Keban Barajı’nda, ortalama olarak saniyede 635 m3 su geçişi var. Murat nehri vadisi boyunca uzunluğu 125 km’yi bulan baraj gölü sahilinde turistik tesisler yer alıyor ve bu göl aracılığı ile üç ilçeye ulaşım yapılıyor. Güneydoğu Anadolu Projesi’nin temeli olan Keban Barajı, bu özellikleriyle, dev bir yatırım olarak tüm yurdun gurur kaynağı olmayı hak ediyor.

KEBAN

Elazığ il merkezine yaklaşık 46 km. uzaklıktaki ilçenin, isminin çok tanınıyor oluşu; Türkiye’nin en büyük baraj gölü olma özelliğini elinde tutan Keban Barajı sayesinde. Keban’ın hangi tarihte kurulduğu kesin olarak bilinemiyor, ancak Keban Barajı’nın yapımı nedeniyle yörede gerçekleştirilen kazılarda elde edilen bulgular, X. Yüzyıla ait bir yerleşim yeri olduğunu gösteriyor. Hitit, Asur, Urartu, İskit, Roma, Bizans, Selçuklu gibi pek çok uygarlığın egemenliğini yaşamış veya istilasına uğramış olduğu bilinen Keban’ın çok eski tarihine tanıklık eden bu bulgular, bugün Elazığ Arkeoloji ve Etnografya müzesinde sergileniyor. Bölgede bulunan simli kurşun madeni nedeniyle Osmanlı döneminde 1700’lü yıllardan sonra çok canlanan şehrin, 1834 yılına kadar Eyalet Merkezi olduğu biliniyor.

KOVANCILAR

Merkezden 65 km uzaklıktaki ilçe, düz ve geniş bir ova üzerinde yer alıyor. Murat Nehri ve Keban Baraj Gölü ile Palu İlçesi’nin çevrelediği Kovancılar adeta bir yarımada görünümünde. Önceleri Palu’ya bağlı bir köy olan ilçe, Romanya’dan göç eden soydaşlarımızın iskânı amacı ile 1935 yılında planlı bir yerleşim merkezi olarak kurulmuş. Giderek gelişen Kovancılar, 1988 yılında ise Elazığ’a bağlı ilçe statüsüne kavuşmuş. Ekonomisi genellikle tarıma bağlı olmakla birlikte, ilçede dünyanın en büyük ikinci tesisi olan Ferro krom Tesisleri de bulunuyor. İlçenin Şenova Köyü’ndeki “Anıt Ağaç” olarak kabul edilen iki çınar, tarihi kilisesi ile Ekinözü Köyü’ndeki “Şato”, Payamlı, Sürekli ve Taşçanak köylerindeki şifalı sular yörenin turistik değerleri.

MADEN

İsmini yöredeki bakır madenlerinden aldığı düşünülen Maden İlçesi’nin, M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanan tarihi biliniyor. Ancak bazı İngiliz kaynaklarında, insanoğlunun bakırı ilk kez M.Ö. 7000 – 8000 yılları arasında bu bölgede bulmuş ve işlemiş olduğu ifade ediliyor. Tarihi böylesine eskiye dayanan bölgede, Asur’lulardan sonra; Mitanni Krallığı’nın, Roma İmparatorluğu’nun, Türklerin Anadolu’yu fethinin ardından Selçuklular’ın hüküm sürdüğü görülüyor. Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmış olan Maden, Elazığ’a 80 km uzaklıkta. Çok sayıda tarihi eser bulunan ilçede 1890 yıllarında yapıldığı bilinen Eski Hükümet Konağı ve Saat Kulesi ilel 872’de Sultan Hamit tarafından yaptırılmış olan Camii Kebir önemli eserlerden. İlçede ayrıca; kültür ve tabiat varlığı olarak korumaya alınmış Çitli Höyüğü ve Şeyh Muhammet Kattal Türbesi bulunuyor. Hazar Gölü ve Gezin beldesi ise ilçenin turizm yönünden önemli mesire ve dinlenme yerleri.

PALU

Tarihi çok eski dönemlere kadar uzanan Palu, Elazığ’a 77 km uzaklıkta. Anadolu’nun bilinen bütün uygarlıklarının tarihlerinde yer alan ilçenin, tarih boyunca; önce Sümerler’in, Sabarular’ın, Hunilerin, Hititler’in, Asurlar’ın ve Urartular’ın egemenlikleri altında kaldığı biliniyor. Urartu kralı Menua’nın başkent olarak kullandığı Palu’da daha sonraları, İskit, Med, Pers, Part, Roma, Sasani, Bizans, Arap, Emevi, Abbasi, Hamdani ve Mervani egemenliklerini görülüyor. Türklerin Anadolu’ya gelişleri sonrası; Çubukoğulları’nın ve Belek Gazi’nin beylik merkezi olan Palu, Yavuz Sultan Selimin fethiyle Osmanlı topraklarına katılıncaya kadar da Harezmliler, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular ve Safeviler’in hakimiyeti altında kalmış. Palu, bugün, bu çok eski dönemlerdeki uygarlıkların izini taşıyan tarihi yapıları ile ilgi çekiyor.

SİVRİCE

Tektonik bir göl olan Hazar Gölü kenarındaki Sivrice, Elazığ’a 30 km uzaklıkta. Selçuklular öncesi tarihine ilişkin kesin bilgilerin bulunmadığı ilçenin, yörenin diğer ilçeleri gibi pek çok uygarlığın egemenliğini yaşadığı, 1514’de ise Osmanlı topraklarına katıldığı biliniyor. Bugün Sivrice, Hazar Gölü sahilindeki, ikisi mavi bayraklı, çok sayıda turistik tesisi ile dikkati çekiyor. Denizden 1240 metre kadar yüksekteki Hazar Gölü, 200 / 250 m derinlikte. Göl, 1990 yılında keşfedilen “batık kent”i, amatör/ profesyonel balık avcılığı ile de turistlerin gözdesi. Su kayağı ve yelken gibi su sporlarının yapıldığı 20 km uzunluktaki göl Yörenin en yüksek dağı olan Hazar Baba dağı, 2347 m yükseklikte. Hazar Baba eteklerinde yer alan kayak Merkezi, 1100 m uzunluğundaki pisti ve tesisleri ile “günübirlikçi”lere hizmet veriyor.

EĞİTİM VE KÜLTÜR KURUMLARI

Tarihinde çok zengin, köklü bir küftür ve eğitim geçmişi olan Elazığ, bugün her kademedeki eğitim kurumlan, öğrenci yurtlan ve özellikle Fırat Üniversitesi ile tam bir “Eğitim Kenti” sayılıyor.

18001ü yıllarda bile birkaç yabancı okulun eğitim verdiği kültür şehri Elazığ, çevre yerleşim yerleri dışında büyük illerden de öğrencileri ağırlamakta, onlara eğitim sağlamakta olan bir alt yapıya ve eğitim düzenine sahip.

FIRAT ÜNİVERSİTESİ

Üniversitenin kuruluşunun başlangıcı, Atatürk’ün üniversiteleri yurt sathına yayma gerekliliğini işaret ettiği 1936 yılına kadar uzanıyor. Bu işaret çerçevesinde Doğu Anadolu’da üniversite kurulmasının doğru olacağı vurgulanıyor ve 1942 yılında düzenlenen İkinci Üniversite Haftası” Elazığ’da gerçekleştiriliyor. Elazığ’da önce 1967 yılında Yüksek Teknik Okul açılıyor, aynı yıl içinde Ankara Üniversitesi Senatosu’nun Elazığ Veteriner Fakültesi’nin kurulmasını öngören kararı Milli Eğitim Bakanlığı’nca onaylanıyor. Fırat Üniversitesinin çekirdeğini oluşturan bu fakülteden sonra üniversite, Fen-Edebiyat Fakülteleri’nin de ilavesiyle 3 fakülte ile eğitim ve öğretime başlıyor.

Eğitim ve Kültür Kurumlan

Üniversite, Rektörlük ve Mühendislik Fakültesi Kampüsleri ile birlikte on üniteden oluşuyor. Üniversite’ye bağlı 30.000 m2‘lik bir alan üzerine kurulu FıratTıp Merkezi, 1998 yılında hizmete sunulmuş. Merkez, Elazığ’ve Doğu Anadolu Bölgesi’ne sağlık hizmeti veriyor. Üniversite kampüsü içinde Elazığ Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi ile PTT binası, banka şubeleri ve ATM’ler, spor tesisleri gibi öğrencilerin tüm sosyal ihtiyaçlarının karşılanabildiği tesisler bulunuyor.

Özürlü Çocuk Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi

TPAO’nun Sivrice’deki Dinlenme Kampı’nın İl Özel İdaresi’nce alınması ile oluşturulan, zihinsel ve şizofrenik hastalara yönelik bakım ve rehabilitasyon merkezi 150 yatak kapasiteli. Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nün, Hazar Gölü kenarındaki tesislerinde, özürlü çocukların rehabilitasyon ve eğitimleri, uzman eğitimciler tarafından sağlanıyor.

ELAZIĞ MUSİKİ KONSERVATUARI DERNEĞİ

Müzik konusunda; kendine özgü çok geniş bir birikimi olan kentte, Türk musikisini tanıtma, sevdirme, yaygınlaştırma işlevlerini, 1971 yılında kurulmuş Elazığ Musiki Konservatuarı Derneği sağlıyor. 300 kişilik bir eğitim kadrosunun görev yaptığı dernek, KlasikTürk Müziği, Halk Müziği,Tasavvuf Müziği, Harput Müziği ve Halk Oyunları konularında, müzik eğitiminden, enstrüman yapım ve tamirine kadar faaliyet gösteriyor, konserler veriyor ve gösteriler düzenliyor.

KLASİK TÜRK MÜZİĞİ KOROSU

20. sanat yılını kutlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Elazığ Devlet KlasikTürk Müziği Korosu, Elazığ ve çevre illerde verdiği konserlerle Elazığ’ın kültürel zenginliklerinin tüm yurda yansıtılmasına öncülük ediyor.

İL HALK KÜTÜPHANESİ

Elazığ İl Halk Kütüphanesi kuruluşu 1954 yılınkadar uzanıyor. O yıllarda Belediye binasının alt katındaki bir odada faaliyetine başlayan Halk Kütüphanesi, bir süre sonra hizmetini, yine Elazığ Belediyesi’ne ait PTT Merkez Binası yanında bir binada sürdürmüş. 1979 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılan ve halen kullanılmakta olan bugünkü iki katlı binaya geçen kütüphanede 40.000 civannda kitap bulunuyor. Halk Kütüphanesi, Çocuk Birimi, Yetişkinler Birimi, Çalışma Birimi ve Ödünç Kitap Verme Birimi ile çalımalarını sürdürüyor. Öte yandan; Gezici Kütüphane olarak düzenlenmiş özel araçla uzak yerleşim yerlerindeki okuyucuya kitap ulaştırıyor. Kütüphanede okuyucuya verilen hizmetin dışında ayrıca; çeşitli sergiler, kurslar, panel ve konferanslar da tertip ediliyor.

GELENEKSEL SANATLAR

Elazığ’da tarih boyunca kent ekonomisinin temelini oluşturan geleneksel el sanatlarının çok ileri bir düzeyde olduğu biliniyor. Hızlı sanayileşme sonucu ortaya çıkan ekonomik ve toplumsal değişikliklerin ve gelişen yeni değer ölçülerinin, yörede giderek azalmasına neden olduğu el sanatlan için çalışmalar yapılıyor. 1997 yılında Ağın ilçesinden Elazığ’a taşınan El Sanatları Eğitim Merkezi Müdürlüğü bu kapsamda çalışmalar yürütüyor. Elazığ’da örnekleri çok azalmış olmasına rağmen şu geleneksel sanatlar görülüyor:

ÇİT BASKICILIĞI

Yöresel bir ifade olan “çit” sözcüğü, pamuktan dokunmuş basma başörtüsü, yazma anlamlarına geliyor. Sözcük Kars ve Isparta çevrelerinde de aynen kullanılıyor. Uzmanların, Anadolu yazmacılık sanatının devamı olarak niteledikleri Elazığ çit baskıcılığı ürünleri, eski yıllarda; başörtüsü (yazma), yorgan yüzü, sofra örtüsü, yatak örtüsü, bohça, geyme (erkek gömleği), ve elbiselik kumaşlar gibi ürünlerken bugün aynı teknikle; sofra örtüsü, sedir örtüsü, bohça, peçete, namaz seccadesi gibi örnekler basılıyor. Elazığ İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 200 yıllık bir geçmişi olduğu bilinen Elazığ Çit baskıcılığı sanatını canlı tutmak için kurslar açıyor ve yeni ustalar yetiştiriyor.

HALICILIK

Halıcılık geleneksel el sanatları içinde çok önemli bir yer tutuyor. Elazığ’da İl Özel İdaresi tarafından 1962 yılında açılan ve daha sonra özelleştirilen halıcılık okulu ile Ağın ilçesinde, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı’nca işletilen bir halıcılık okulu bulunuyor. Ayrıca, şehir merkezinde Tarım Bakanlığı’nca işletilen El Sanatları Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nde halıcılık eğitimi veriliyor. 1 cm2 sinde 36 düğüm bulunan ve 60’lık kalite diye nitelenen bu halılar el tezgahlarında ilmik ipleri uzun tutularak dokunuyor. Kiremit kırmızısı, lacivert, saman sarısı, portakal rengi, mavi ve tonları ile şarabi renklerin kullanıldığı halılarda, daha çok akrep ayağı, kuş, ejder ve özellikle Türk ve Selçuklular dönemine ait motifler kullanılıyor. Elazığ’da Şavak, Goran, Drejan, Yılangeçiren, Meşeli, Hersenk, Aşvan, Halköyü, Dişidi halıları, renkleri ve desenlerinin güzelliği ile ünlü.

BAKIRCILIK

Elazığ el sanatları arasında bakırcılığın çok köklü bir geçmişi var. Kentte sadece bakır üzerine çalışan dükkanların bulunduğu Bakırcılar Çarşısı bulunuyor. Bakırcılar daha ince ve farklı çekiç ve örs kullanarak kap-kacak ve süs eşyası üretiyorlar. Kazıma, takma, çakma yöntemleriyle bakır kaplar üzerine yapılan bezemelerde yaprak, lale, nar, nar çiçeği, selvi, hurma, palmiye, dallı, çiçekli tavşan, panter, aslan, kaplan, yabankeçisi, karaca, balık, kurt, insan figürleri, yazılar ve geometrik desenler kullanılıyor. Kazandan güğüme, sefer tasından leğene kadar pek çok ev/ mutfak eşyası yapıldıktan sonra mutlaka kalaylanarak kullanılması gerektiğinden, geçmişte bakırcı dükkanında birde kalay atelyesinin bulunduğu biliniyor. Günümüzde, Elazığ’da bakır üzerine rölyef tekniği ile sanat eserleri üreten ünlü rölyef sanatçısının eserleri büyük ilgi görüyor.

SEMERCİLİK

Kırsal kesimde motorlu taşıtların kullanılamadığı yerlerde ulaşım, nakliye ve benzeri işler için kullanılan hayvanlar için yapılan semerler Elazığ’ın geleneksel el sanatı ürünlerinden. Semerler binek hayvanlarının koşum aracı ve çul, meşin, kamış, saman ve ip gibi malzemelerle yapılıyorlar. Çok güzel süslemelerin yer aldığı semerlerde genel olarak siyah, beyaz ve kiremit rengi kullanılıyor.

ÇÖMLEKÇİLİK

Uygarlığın en eski sanatı olarak kabul edilen çömlekçiliğin, Elazığ’da binlerce yıllık bir geçmişi olduğu biliniyor. Bugün de yörenin önde gelen geleneksel sanatlarından olan çömlekçilik, Elazığ’da ve özellikle Sivrice ilçesine bağlı Uslu köyünde yapılıyor. Eski çağlardan kalma geleneksel usullerle ve kadınlar tarafından üretilen su testileri, güveç tandır malzemesi ve küpler, güzel, otantik formları ile çok beğeni topluyor.

İĞNE OYACILIĞI

Eskiden okluğu gibi bugün de oyalı yazmalar, örtüler, işlemeler, çeyiz sandıklarının demirbaş malzemesi olmayı sürdürüyorlar. Her biri gerçek anlamda bir sanat eseri olan bu ürünlerdeki iğne oyacılığının tarihi, yörede oldukça çok eskilere dayanıyor. Oyacılık sanatını yeniden canlandırma yolunda, Elazığ Kültür Müdürlüğü’nün 1985 yılından bu yana yaptığı çalışmalar; sergiler ve yarışmalar Elazığ iğne oyalarının son derece popüler olmasını sağlamış. 200’den fazla çeşidi, zarif motifleri ile iğne oyacılığının bu eşsiz eserleri Elazığ’ın en önemli güzellikleri arasında yer alıyor.

DOKUMACILIK

Dokumacılığın ülke çapında ünlü, en güzel ürünleri; kilim, cicim, çarpana, çul ve keçe çeşitleri Elazığ ve yöresinde, özellikle dağ köylerinde üretiliyor. Enleri 60 emle -120 cm, boylan 200 emle 350 cm arasında değişen kilimlerle cicimler mazman adı verilen gezici tezgahlarda dokunuyor. Yörede türük olarak anılan heybeler ise tezgahlarında dokunuyor. Dokumalarda en çok kullanılan motifler geleneksel dokuma motifleri: Koç boynu, dev boynu, çakmak, sinek, kartal, gonca, çengel, kaz ayağı, yayla yolu, öküz gözü saç bağı, çiçek göz, keçi, akrep ayağı, eli belinde.

YEMENİCİLİK

Yemeni, geleneksel yöntem ve tekniklerle yapılan bir tür ayakkabı. Altı köseleden üstü ise deriden yapılıyor ve hem çok sağlıklı hem kullanışlı ayakkabılar. Eski Harput’un ve yakın zamana kadar Elazığ’ın en önemli geçim kaynaklarından birini yemeniciliğin oluşturduğu biliniyor. Eskiden Harput’ta olduğu gibi günümüzde de Elazığ’da Yemeniciler Çarşısı adıyla anılan bir çarşı var.

AHŞAP OYMACILIĞI

Elazığ’da ahşap oyma sanatının çok eski ve köklü bir geçmişi var. Gerek çit baskısı için hazırlanan kalıplar gerek yerel mimaride ahşap kullanımının yaygınlığı, geçmişte, bu sanatın en güzel örneklerinin ortaya çıkmasına neden olmuş. Bugün de kentte, çok az sayıda olmakla birlikte oymacılık sanatından güzel örnekler yapan ustalar bulunuyor.

ŞAPKACILIK

Elazığ şapkacı ve terzilerinin günümüzde de diktiği, Elazığ’a has “sekiz köşeli kasket” tüm yurtta ünlü. Sekiz köşeli kasketin, Elazığ’da hala giyilmekte olan geleneksel yerel erkek kıyafeti içinde özel bir yeri var. Kasket, değişik formu ile sadece Elazığ’da değil, yurdun her tarafında beğenilerek kullanılıyor.

TESBİHÇİLİK

Elazığ teşbih yapımcılarının özenle işlediği ve her biri taş, fildişi, kehribar, kaplumbağa kabuğu gibi çok değişik malzemeden üretilmiş teşbihler meraklıların, koleksiyoncuların büyük ilgisini çekiyor.

HALK OYUNLARI – MÜZİK

Elazığ halk oyunlarının “Halay” karakterli ve çevre oyunlarından daha yumuşak karakterde olduğu görülüyor. Elazığ halk müziğinin klasik müziğe daha yakın oluşu, halk müziğinde klasik enstrümanların kullanılması, burada oyunların da daha ağır ve daha estetik olmasına yol açmış. Elazığ folklorunda; Avreş, Bıçak, Üçayak, Temürağa, Keçike, Çepik, Gelin, Şeve, Kırma, Delilo, Nurejamzara, Büyük Ceviz, Güvercin, Isfahan, Leblebici gibi pek çok oyun var. Bu oyunlar arasında en ünlüsü olan “Çayda Çıra” tüm dünyada bilinen bir halk oyunu. Dünyada “Mumlu Dans* olarak tanınan bu son derece özel oyunun çok eskilere dayanan bir kaç efsanesi de var. Kızlı erkekli grup tarafından, klarnet ve davul eşliğinde, içlerinde üçer mum bulunan tabaklarla oynanan oyun folklorumuzun en güzel örneklerinden.

Elazığ halk müziği, Anadolu’da başka benzeri olmayan bir biçimde klasik enstrümanlarla icra edilen bir müzik. Beste ve güfteler anonim olduğu halde makam yapısı ve sazları ile klasik yapıdaki bu müzik, müzikologlar tarafından “özel” olarak tanımlanıyor. Yöre müziğinin özelliğini, Orta Asya’dan gelme folklorik öğelerin tasavvuf müziği ile kaynaşması oluşturuyor. Türklerin fethinden 400 yıl kadar önce Müslüman Arap egemenliğinin hüküm sürdüğü Harput’un genel kültür yapısında olduğu gibi; özellikle müzikte, tasavvuf etkisi çok belirgin. Çoğu zaman, Harput Peşrevi ile -ki bu peşreve *Paşa Göçü* adı veriliyor- başlayan ve fasıl geleneğinde icra edilen bu müziğin içinde yüzlerce türkü ve uzun hava yer alıyor. Bunlar arasında en bilinenleri şöyle: Yemen Türküsü, Meteris’den İneydim, Hayriye, Kövenk, Mamoş, Mezire’den Çıktım, Bir Ah Çeksem, Yüksek Minare, Harput’tan Aldım Bakır… Günümüzde bu çok özel müzik türü, hem yöresel sanatçılar hem Harput kültür ve “Ağız”ına aşina diğer sanatçılar tarafından yaşatılıyor. Elazığ’da özellikle ‘kürsübaşı’ ismi ile yapılan müzikli, yemekli toplantılar bu müziğin icra edildiği, tanıtıldığı, yaşatıldığı geleneksel etkinlikler olarak biliniyor. Harput’un bu çok özel kültürel etkinliği “Kürsübaşı Gecesi”, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması* Sözleşmesi çerçevesinde korunmaya alınmış bulunuyor.

MUTFAK

Elazığ Mutfağı 150’yi aşkın çeşidi ile çok zengin bir mutfak. Sofra adabı dahil olmak üzere geleneksel özelliklerini korumakta olan Elazığ Mutfağı’nın başka yörelerde de tanınan İçli Köfte, Harput Köfte, Kaburga Dolması, Kara Kavurma, Küncülü Köfte, Ayranlı Çorba, Kellecoş, Fodula, Söğürtme, Pirpirim, Ufalama, Kindik Köfte, Bumbar Dolması gibi yemekleri ve Dolanger, Kalbur Hurması, Dilber Dudağı, Taş Ekmeği gibi tatlıları çok biliniyor. Yöre mutfağının önemli özelliklerinden birisi de ekmekleri. Elazığ’da başta Tandır Ekmeği olmak üzere Sac Ekmeği, Fetir Ekmeği, Ekmeği, Nohut Ekmeği, Ekmek ve Peynirli Ekmek ekmek çeşitlerinden.

Festivaller / Şenlikler / Özel Günler

Elazığ’da yapılan; Uluslararası Hazar Şiir Akşamları başta olmak üzere Çayda Çıra Film Festivali, Bal Festivali, Piri Davut Şenlikleri, Elazığ Kültür ve Sanat Şenliği, Hazar Gölü Su Sporu Şenlikleri, Orcik Festivali gibi etkinlikler sosyal ve ekonomik dayanışmanın sağlanmasını, kültürel, sanatsal ve sportif paylaşımı sağlıyor. Festivaller ve şenlikler, konserler, gösteriler, toplu yemekler, düğünler, Elazığ’ın çağdaşlıkla yaşatılan gelenekleri.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *