Ebu Eyyub El Ensari

eyyub el ensari turkey
1.            Ebû Eyyûb el-Ensârî Kimdir?

İstanbulumuz’un güzel ilçesi Eyüp’te yatan ve ilçeye adını veren Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri aslen Medineli olup burada yaşayan Hazrec Kabîlesi’nin Neccâroğulları kolundandır. Asıl adı Hâlid, babasının adı Zeyd, annesinin adı ise Hind’dir. Hem baba, hem de anne tarafından Hz. Peygamber’le aynı soydan gelmektedir.

Ebû Eyyûb el-Ensârî, Hz. Peygamber ve Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicretinden iki yıl kadar önce milâdî 620 tarihinde hanımı Ümmü Eyyûb ile birlikte Müslüman oldu.

Medine’de İslâmiyet’i ilk kabul edenlerden biridir. Onun teşvik ve daveti sayesinde ailesinin bütün fertleri, akrabaları ve dostları da Müslüman olmuşlardı.

2.            Ebû Eyyûb: Mihmandar-ı Nebi

Milâdî 622 yılında Hz. Peygamber en yakın arkadaşı Hz. Ebû Bekir ile birlikte Mekke’den Medine’ye doğru yola çıktı. Hicret olarak isimlendirilen bu yolculuk Medine’de duyulduktan sonra şehirde bir çalkantı meydana geldi. Halkı büyük bir heyecan kaplamıştı. Gözler yollara dikildi ve bir bekleyiş başladı. Herkes Resûl-i Ekrem Efendimizi evinde görmek ve ona hizmet etmek düşüncesinde idi. Bu heyecanı yaşayanlar arasında Ebû Eyyûb el-Ensârî ile hanımı Ümmü Eyyûb de vardı. Nihayet beklenen gün geldi. Kutlu misafir Hz. Peygamber Medine’ye ulaştı. Medîneli Müslümanlar onu karşılamak için yollara düştü. Evlerinin en iyi yerlerini onu misafir etmek için hazırlamışlardı. Kimseyi kırmak istemeyen Efendimiz, devesi Kusvâ’yı serbest bırakarak kapısına çöktüğü evin misafiri olacağını duyurdu. Bu esnada duygulu anlar yaşandı. Bazı Medîneliler devenin dikkatini çekip onu evlerine yönlendirmek için gayret gösteriyordu. Ancak Kusvâ hiçbir yere takılmadan yürüdü. Ebû Eyyûb ile Ümmü Eyyûb çiftinin kapısına geldi ve çöktü. Böylece Hz. Peygamber Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evine indi.

3.            Tatlı ve Heyecanlı Anlar

Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evi iki katlı İdi ve üst katım Efendimiz için hazırlamıştı. Ancak Resûlullah (s.a.v.) alt katı yukarıya tercih etti, Ebû Eyyûb da onun isteğine uydu. Akşam olunca herkes odasına çekildi. Üst kata çıkan Ebû Eyyûb ile hanımı rahat değillerdi. İçlerinde bir huzursuzluk vardı. Allah Resûlü alt katta iken kendilerinin üst katta kalmaları hoşlarına gitmiyordu. Bunu saygıda kusur olarak değerlendiriyorlardı. Ayrıca biraz eski olan evin üst katında yürüyünce alt kata ses gitme ve toz toprak dökülme ihtimali vardı. Çok üzüldüler. Evin bir köşesine çekilip sabaha kadar uyumadan beklediler. Sabah olunca Ebû Eyyûb durumu Hz. Peygamber’e bildirdi. Efendimiz de ona, ziyaretçi çokluğu sebebiyle alt katta kalmayı tercih ettiğini söyleyerek kendisini rahatlattı. Ancak birkaç gün sonra bir olay cereyan etti. Bir gece üst katta dolu bir testi devrilip suyu döküldü. Ebû Eyyûb ve hanımı dökülen suyu evdeki kadife yorgana emdirerek alt kata inmesine engel olmaya çalıştılar. Buna rağmen Resûlullah’ın üzerine damlamış olabileceği endişesiyle sabaha kadar uyuyamadılar. Sabah olunca Efendimize geldiler, huzursuz olduklarını bildirdiler ve testi olayını da anlatarak üst kata taşınması için kendisine rica ettiler. Böylece Hz. Peygamber evin üst katına taşındı.

4.           Ebû Eyyûb Hz. Peygamber’le

Resûl-i Ekrem Efendimiz Ebû Eyyûb’un evinde yaklaşık yedi ay kaldı. Mescid-i Nebevi’nin ve evinin yapımı bittikten sonra da kendi evine taşındı. Ancak kendisine yaptıktan hizmet sebebiyle Ebû Eyyûb’u ve eşini hiçbir zaman unutmadı. Bazı günler, ashaptan bir grup arkadaşını yanına alır ve onlarla birlikte Ebû Eyyûb’un evine misafir olurdu. Ebû Eyyûb da Efendimiz hayatta bulunduğu sürece yanından ayrılmadı. O’na izzet ikramda bulunmaya devam etti. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katıldı. Hayber’in, Mekke’nin ve Taîf’ın fethinde de bulundu. Bu savaşlar esnasında zaman zaman Resûlullah’ın korumalığını yaptı.

5.            Hz. Peygamber”den sonra

Ebû Eyyûb el-Ensârî, Allah Resûlü’nün vefatından sonra İslâm’ı yayma ve müdâfaa işine önem verdi. Hz. Ebû Bekir (632-634) ve Hz. Ömer devrinde (634-644) bir çok sefere katıldı. Suriye, Filistin ve Mısır’ın fethinde bulundu. Hz. Osman döneminde (644-656) Kıbrıs’ı fetheden orduda yer aldı. Hz. Ali, halifeliği döneminde (656-661) Irak’a gittiği zaman onu Medine’de yerine vekil olarak bıraktı. Bu vekâlet esnasında bir ara Mescid- i Nebevî’de imam olarak görev yaptı. O, Müslümanlar arasında yaşanan iç çekişmelerde taraf olmadığı gibi, herkesi birlik ve beraberliğe çağırdı. Hazrec Kabilesi’nden Ümmü Eyyûb ile gerçekleştirdiği evlilikten üçü erkek biri kız olmak üzere dört çocuğu olmuştur. Erkek çocuklarının isimleri Eyyûb, Hâlid ve Abdurrahmân, kızının ismi ise Amre’dir.

6.            Alim ve Râvî Olarak Ebû Eyyûb

Okuma-yazmanın henüz yaygınlaşmadığı İslam’ın ilk dönemlerinde az sayıdaki okur-yazardan biri olan Ebû Eyyûb Hz. Peygamberin vahiy kâtiplerindendi. Resûl-i Ekrem Efendimizin ders halkasında yetiştiği için engin bir ilme de sahipti. Bundan dolayı Allah Resûlü’nün vefatından sonraki dönemlerde ilminden yararlanmak ve fetva almak için müracaat edilen bir kişi olmuştur. Efendimizden 200 civarında hadis naklettiği bilinmektedir. Abdullah b. Abbâs (ö.68/687), Abdullah b. Ömer (ö.73/692) ve Enes b. Mâlik (ö.93/712) gibi meşhur sahabeler ile Saîd b. Müseyyeb (ö.94/713), Urve b. Zübeyr (ö.94/713) ve Atâ b. Yesâr (ö.103/721) gibi önemli tabiîler onun talebelerinden bir kaçıdır.

7.            Medine’den İstanbul’a

Ebû Eyyûb el-Ensârî ilerlemiş yaşına rağmen İslâm için çalışmaktan geri kalmazdı. Cihad maksadıyla yılda en az bir defa sefere katılır ve herkesi buna teşvik ederdi. Katıldığı en son sefer, hicrî 49 (669) tarihinde Müslümanlar tarafından gerçekleştirilen İstanbul kuşatmasıdır. O, Medine’den binlerce kilometre uzakta meydana gelen bu kuşatmaya katıldığı zaman yaşı sekseni geçmişti. Ordu ile beraber İstanbul önlerine geldi ve şehrin fethedilmesi için büyük gayret gösterdi. Ancak bir sonuç alınamadı. Bu arada kendisi ağır bir şekilde hastalanarak yatağa düştü. Bir vasiyetinin olup olmadığı sorulduğunda İslâm ordusunun surlara yaklaşabileceği en ileri noktaya defnedilmeyi arzuladığını söyledi. Kuşatma esnasında vefat etti ve vasiyeti aynen yerine getirildi. Cenazesi yıkandıktan sonra bugün kendi adıyla anılan Eyüp Sultan’daki türbesinin bulunduğu yere defnedildi.

Bizans imparatoru IV. Konstantinos (668-685), kalabalık bir asker topluluğu tarafından icra edilen cenaze merasimini surlardan izlemiş, ancak ne olduğunu anlayamamıştı. Bundan dolayı Müslümanların arasına adam göndererek hareketliliğin nedenini araştırdı. İslâm Peygamberi’nin ashabından önemli bir zatın buraya defnedildiğini öğrenince de Müslümanlara haber gönderdi ve İslâm ordusu buradan çekildikten sonra kabri açtırarak cesedi vahşi hayvanlara yedireceğini söyledi. Ancak gönderilen cevapta, böyle bir şey yapıldığı takdirde İslâm topraklarında yaşayan Hristiyanların zarar görebileceği, hatta kiliselerin tahrip edilebileceği kendisine bildirilince bu niyetinden vazgeçerek kabre dokunulmayacağına dair teminat verdi.

8.            Kabir Nasıl Korundu?

Ebû Eyyûb el-Ensârî’ye ait bu kabir Bizanslılar döneminde yüzyıllarca varlığım korudu. Zaman zaman ziyaret mahalli olarak kullanıldı. Yanında yağmur duaları yapıldı. Hatta bazı hastalıkların şifası için müracaat edilen bir mekân oldu.

Asırlar sonra kabir ortadan kayboldu. Ancak bulunduğu muhit ziyaret mahalli olmaya devam etti. İstanbul’un fethinden kısa bir süre önce vefat eden tarihçi Bedrüddîn Aynî (ö.855/1450), fetihten hemen önceki tarihlerde bile Bizanslıların türbenin bulunduğu muhiti hâlâ ziyarete devam ettiklerini ve kıtlık zamanlarında burada yağmur duası yaptıklarını belirtmektedir.

9.            Yaklaşık Olarak 800 sene sonra

Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin vefatından yaklaşık olarak 800 sene sonra, 1453 yılının bahar aylarında Fatih Sultan Mehmed Topkapı önlerine otağ kurup İstanbul’u kuşattı. Sultan, kendisinden önce Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin de İstanbul’u fethetmeye geldiğini, burada şehîd düştüğünü ve kabrinin burada olduğunu biliyordu. Hatta kabrinin yerini merak ediyor, ancak kuşatma ile ilgilendiği için araştırma fırsatı bulamıyordu. Fethin gerçekleşmesinden hemen sonra durumu hocası Akşemseddin Hazretleri’ne (ö. 1459) açtı ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin kabrinin nerede olabileceğini sordu. Akşemseddin parmağını uzatarak bugün kabrin bulunduğu Eyüp semtini işaret etti. Birlikte işaret edilen yere geldiler. Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin kabrinin bulunduğu nokta Akşemseddin tarafından keşif ve ilham yoluyla tayin ve tespit edildi. Bu arada kabrin baş ve ayak uçlarına Akşemseddin Hazretleri tarafından iki çınar fidanı dikilerek kabrin yeri belirlendi. Akşemseddin’in yaptığı tespitin doğru olup olmadığı Fatih Sultan Mehmed dahil bir çok kimse için merak konusu olmuştu. Sultan, bu noktadaki merakını gidermek için bir gece kabrin yerini gösteren çınar fidanlarını yerinden söktürüp kıble tarafında farklı bir yere diktirdi. Sonra da kabrin üzerine türbe yaptıracağım söyleyerek son kez yeri gelip kontrol etmesi için Akşemseddin’e haber gönderdi. Akşemseddin Hazretleri buraya gelir gelmez çınar fidanlarının dikili olduğu yerle hiç ilgilenmeden doğrudan önceden tayin ve tespit ettiği yere gidip aynı noktayı işaret etti. Böylece kabrin orada olduğuna kesin olarak hükmedilerek üzerine türbe yapıldı.

10.         Fetihten Günümüze Bir Çınar

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Fatih Sultan Mehmed’in, kabrin baş ve ayak uçlarından söküp kıble tarafına diktirdiği iki çınar fidanı aynen yerinde kaldı. Bugün Eyüp Sultan Câmii’nin iç avlusunda bulunan demir parmaklığın ortasındaki çınarın Akşemseddin Hazretleri tarafından dikilip yeri değiştirilen iki çınardan biri olduğu söylenir. Diğerinin de 1910-1915 yıllarına kadar ayakta kaldığı, ancak yaşlılığı sebebiyle kuruduğu ve yıkıldığı söylenmektedir.

1.            Fatih’in Eseri

Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin kabrinin keşfedilmesinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmed kabrin üzerine bir türbe yapılmasını emretti, Böylece 1453 yılında bugün ziyaret edilmekte olan türbe inşa edilmiş oldu. Yapılan türbe orijinal haliyle günümüze gelmiştir ve o devre ait bütün mimari özellikleri taşımaktadır. Mimarı belli değildir.

2.            Türbede Neler Var?

Sekiz köşeli plan üzerine oturtulan türbe binasının tam ortasında Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretlerinin kabrine ait ahşap sanduka bulunmaktadır. Sandukanın üzeri, güzel yazı örnekleri 1le süslü siyah atlastan yapılmış bir örtü ile kaplıdır. Bu örtü, Sultan II. Mahmûd (1808-1839) tarafından konmuştur. Sandukanın çevresinde bulunan dökme gümüş şebekeyi Sultan III. Selîm (1789-1807) yaptırmıştır. Gerek sanat ve gerekse değer yönünden önemli bulunan bu gümüş şebeke İkinci Dünya Savaşı yıllarında diğer müze eşyalarıyla birlikte Niğde’ye götürülmüş, savaştan sonra da geri getirilerek yerine konmuştur. Türbenin asıl girişinde bulunan sedef parmaklık kapı ise Sultan II. Abdülhamîd’in (1876-1909) bizzat kendi eliyle yaptığı kıymetli bir eserdir.

3.            Kuyu ve Dehliz

Türbenin içinde ve Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin kabrinin ayak ucu tarafında yaklaşık iki metre derinliğinde bir kuyu bulunmaktadır. Daha önce de var olduğu söylenen bu kuyuyu 1607 tarihinde Sultan I. Ahmed (1603-1617) yenilemiş ve kullanılır hale getirmiştir. Kabrin doğu ve kuzeydoğu tarafını, toprak altından derinliği yaklaşık iki metreyi bulan bir dehliz kuşatmaktadır. Sultan II. Mahmûd (1808-1839) tarafından yaptırıldığı söylenen bu dehlize türbe girişinin sağındaki sebilden girilir ve zemine bir merdivenle inilir. Bu dehliz kabir ve türbeyi çevreden gelen sulara ve rutubete karşı korumak için yapılmıştır.

4             Çiniler, Hat Örnekleri ve Ayak İzi

Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’ne ait türbenin camiye bakan yüzeyi ve iç kısmı tamamen çini ile kaplıdır. İznik, Kütahya ve Avrupa kaynaklı olan bu çiniler XV., XVI. ve XVII. yüzyıllara aittir. Çiniler türbe için özel olarak yapılmamış, saray de-posundan temin edilerek değişik zamanlarda buraya monte edilmiştir. Türbede bulunan ve yüksek sanat değeri taşıyan güzel hat örnekleri ise Sultan I. Ahmed (1603-1617), Sultan III. Mustafa (1757-1774), Sultan III. Selîm (1789- 1807), Sultan II. Mahmûd (1808-1839) ve Sultan Abdülazîz (1861-1876) gibi sultanlar ile Osman Efendi (Ö.1698), Mahmûd Celâleddin Efendi (Ö.1829), Yesârîzâde Mustafa izzet Efendi (Ö.1849) ve Haşan Rıza Bey (Ö.1920) gibi hattatlar tarafından yazılmıştır. Fatma Zehra isimli hanım hattata ait ta’lik yazılı bir levha da dikkat çekicidir.
Türbenin girişinde sol tarafta bulunan ve Hz. Peygamber’in ayak izi olarak ziyaret edilen “Nakş-ı Kadem-i Peygamberî” yi Sultan I. Mahmûd (1730-1754) 1732 tarihinde Topkapı Sarayı’ndaki Mukaddes Emanetler bölümünden alarak buraya getirmiş ve halkın ziyaretine sunmuştur.

5.            Türbeye Yapılan İlâveler Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı Ebû Eyyûb el-Ensârî’ye ait türbe muhtelif zamanlarda tamir edilmiş ve etrafına bazı ilâveler yapılmıştır. En önemli tamirleri Sultan I. Ahmed (1603-1617), Sultan III. Ahmed (1703-1730), Sultan I. Mahmûd (1730- 1754), Sultan III. Selim (1789-1807) ve Sultan II. Mahmûd (1808-1839) gerçekleştirmişlerdir. Bu tamirler esnasında türbeye sebil, hâcet penceresi, kadınlar mescidi, giriş kısmı, çıkış kısmı (uzun yol) ve cüzhâne gibi bugün hâlâ varlığını koruyan bölümler eklenmiştir.

6.            Osmanlı Döneminde Yönetimin Meşrulaştığı Yer

Eyüp Sultan Türbesi, tahta çıkacak Osmanlı sultanlarının kılıç kuşandıkları ve bir nevi yönetimlerini meşrulaştırdıkları yerdi. Buradaki kılıç kuşanma âdeti ilk defa Akşemseddin Hazretlerinin Fatih Sultan Mehmet Han’a kılıç vermesiyle başlamış, daha sonra Sultan II. Bayezîd (1481-1512) ile birlikte resmiyet kazanmıştır. Önemle üzerinde durulan bu iş için şu şekilde resmî bir mera-sim icra edilirdi:

Yönetime geçecek hükümdar tahta oturmadan ön-ce, yanında şeyhülislâm ve nakibüleşraf olduğu halde türbeye gelir, Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin kabrini ziyaret eder, sonra da devrin seçkin âlimlerinden biri Topkapı Sarayımdaki Mukaddes Emanetler arasından getirilen sahâbeye ait kılıçlardan birini ona takdim ederdi.

Kendisine verilen bu kılıcı sembolik olarak kuşanan ve artık yönetimi meşrulaşan padişah daha sonra Top- kapı Sarayı’na gider ve orada icra edilen cülûs mera-simiyle tahta otururdu. Genel tatbikat bu şekilde olmakla birlikte bazı padişahların kılıç kuşanma mera-simlerinin cülûs merasiminden sonra yapıldığı da olmuştur.

1.            Fatih’in Eseri

Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında Ebû Eyyûb el-En- sâri Hazretleri’nin türbesini yaptırdıktan beş yıl sonra 1458 tarihinde Eyüp Sultan Câmii’ni yaptırıp ibadete açtı. Camiye ilâve olarak bir medrese, bir hamam, bir imaret ve bir çeşme de inşa edilmişti. Bu eserler Eyüp Sultan’ı çokça ziyaret edilen bir merkez haline getirdi. Türbe civarında yerleşim de hızla arttı. Özellikle Anadolu’dan getirilip yerleştirilen Müslüman Türk nüfusu sayesinde buraya kısa zamanda sadece Müslüman ahalinin oturduğu bir mahalle kuruldu.

2.            Sultan III. Selîm’den Bugüne

Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı câmi ve diğer eserler zaman içinde meydana gelen depremler ve diğer âfetler neticesinde harab olmuş, sadece hamam ve türbe yapıldığı şekliyle günümüze kadar gelmiştir. Câmi en büyük hasarı 1766 yılında meydana gelen depremde gördü. Bu depremin akabinde yapılan onarım yetersiz kalınca, otuz yıl sonra Sultan III. Selîm (1789-1807) tarafından yeniden inşa edildi. III. Selîm, çıkardığı fermanda önce câminin Fatih ta-rafından yapıldığı şekliyle aslı korunarak onarılmasını istemiş, ancak bunun mümkün olmadığı mimarlar tarafından belirtilince tamamen yıkılmasını emretmiştir. Temeli 1798 yılında yeniden atılan câmi, Mimar Uzun Hüseyin Ağa nezaretinde 28 ay gibi kısa bir zamanda tamamlandı ve 1800 tarihinde bizzat sultan tarafından ibadete açıldı.

3.            Eyüp Sultan’da İlk Mahyâ

Câminin Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan minareleri tek şerefeli ve kısa idi. Milâdî 1723 yılı Rama- zan ayında Sultan III. Ahmed (1703-1730) bütün selâtîn camilerin minarelerine mahyâ takılmasını emredince Eyüp Sultan Câmii’nin minareleri kısa geldiğinden mahyâ takılamadı. Durumu öğrenen Sultan bir fermanla minarelere birer şerefe daha ilâve edilmesini emretti. Bu vesile ile caminin minareleri de yenilendi. Haliç tarafındaki minareye 1823 tarihinde yıldırım düşmüş ve Sultan II. Mahmûd’un (1808-1839) emriyle hemen tamir edilmiştir. Günümüzde mevcut minareler o güne aittir.

Câminin harem avlusu ve içinde bulunan şadırvan, imam-hatip, müezzin-kayyum ve türbedar odaları, muvakkithâne, hünkâr mahfeline giden rampalı merdiven ve onun devamı olan ahşap asma kat gibi günümüzde hâlâ varlığını koruyan kısımlar da yine III. Selîm tarafından câminin yeniden yapılışı esnasında ilâve edilmiştir.

4.            En Son Tamir

Eyüp Sultan Câmii ve Türbesi’nin kapsamlı son tamiri, 1956-1958 yılları arasında dönemin başbakanı Adnan Menderes’in özel talimatıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılmıştır.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *